29 Aralık 2012 Cumartesi

Zeytin çeşnisi

Defne yaprağı,kişniş,limon ile yeni çeşni hazırladım,sonucu sabırsızlıkla bekliyorum.

Deneme

Deneme 1,2 artık yayınlarım mobil olarak yayınlayabileceğim. Telefonumun İnternet ve blog ayarlarını an itibariyle yapmış bulunmaktayım. Hadi bakalım , bundan sonrası Şamda kayısı...

28 Aralık 2012 Cuma

Benim hayatım...

Bu senin hayatın. Ne seviyorsan onu yap ve bunu sıklıkla yap. Eğer bir şeyi sevmiyorsan, değiştir. Eğer işini sevmiyorsan, bırak. Eğer yeterince vaktin yoksa, televizyon izlemeyi kes. Eğer hayatının aşkını arıyorsan, dur; sevdiğin işleri yapmaya başladığında seni bekliyor olacak. Fazla analiz yapmayı kes, hayat basittir. Her lokman için şükret. Bütün duygular güzeldir. Aklını, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve insalara aç. Biz farklılıklarımızla birleşiriz. Yanında gördüğün insana tutkusunu sor ve sana ilham veren hayalini onunla paylaş. Sık sık seyahat et, kaybolmak kendini bulmana yardım eder. Bazı fırsatlar bir kez gelir, onları yakala. Hayat tanıştığın insanlarla ve yarattığın yeni şeylerden ibarettir; bu yüzden çık ve yaratmaya başla. Hayat kısa. Hayalini yaşa ve tutkunu paylaş.

Diyor http://mserdark.com/bahaneler-bulmaya-calissan-da-bu-hayat-senin/

A.İ.M.



alıntı
Öyle çok ahım şahım bir evim, süslü sofralarım falan olmuyor ama her şeyi elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum.
Akşam tereyağın 2 . Denemesi başarısızlıkla sonuçlandı. Şimdi evde çökelek peyniri olarak süzülüyor ve akşam benim gelmemi bekliyor,bir daha kine sırf yoğurt kaymaklarını derin dondurucuda bekletip, tekrar deneyeceğim. Çok marifetli yaptığını tutturan biri değilim ama her şeyin evimize doğalının girmesini istiyorum.Biraz acele ediyorum , sabırsızım sanırım. Daha sabırlı ve sistematik davransam, daha iyi sonuçlar alacağım.  Cemo nun yorumu; bu elektrik parasıyla seni tereyağında boğabilirdim. of erkekler işte anlamıyorlar.
Sabah test kontrolüm için yine hastanedeydim, çok şükür şeker hastalığım yok ama şeker hastası olma ihtimalim çok yüksek bu yüzden 14 kilo vermem, yediklerime dikkat etmem gerekiyor. Birazda hayatıma stres katan insanlardan ve stresten uzak durdum mu tamamdır.
Pazar günü Allah nasip ederse cimcimenin gecikmiş doğum günü pastasını keseceğiz, ben Forum İstanbul’a gitmek istiyorum İKEA'ya gitme vaktim geldi. Kocaman su bardaklarından ve birkaç mutfak eşyası almak istiyorum. Umarım gidebiliriz.
Akşam yaptığım pratik yemek çok sevildi, pek yakında blogta…
Mutlu, güzel günlere…
Acele İşler Müdürü

27 Aralık 2012 Perşembe

NE , NASIL YAPILMIŞ


40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Yıllar önce cerrahi dikiş ipi kutularından , ilaç kutusu, röntgen kutularından kadın doğum malzeme kutusu  yapmıştı hemşire Sivri ama bu bambaşka bir şey. nasıl yapıldığını merak ediyorsanız BUYURUN. Bakalım aklınız gelir miydi? Becerebilir misiniz?

Son durum


Sabah İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesi ne insulin oranımın yüksekliği için gerekli olan ayrıntılı testlerimin ve kontrolümün yapılması için gittim. Sonuçlarımı almak için yarın gideceğim sanırım bir ilaç kullanmam gerekecek. Hayırlısı ile inşallah bir yarın olsunda.
Elma sirkesi mutfak tezgâhında ayva sirkesiyle kardeş kardeş duruyordu. Sanırım kalabalıktan hoşlanmıyor. Daha sakin, kafa dinleyebileceği bir yere kaldırdım.
Tereyağı yapımı için bir gün önce 2 kg sütten yoğurt mayalamıştım, dün akşam önce mikserle ardında da mutfak robotu ile denedim krema kıvamında kaldı. Sanırım sadece yoğurt kaymağından yapmalıydım ama olmadı. Biraz krema ekledim koyu şuan ama yağı daha çıkmadı. Akşama eski usul yani bir damacanaya koyup sallayarak yağı düşürmeyi deneyeceğim.
Sonrasında bloga hazırlanmış, yemek, nar reçeli ve tereyağı yapımı yazıları hazırlayıp sunmam gerekli
Sağlıklı bol kahkahalı günler dilerim.

25 Aralık 2012 Salı

Yoldan çıktım


Birkaç gün önce ellerim ve ayaklarımda ki şişmeler nedeniyle açlık şekerime ve insülin tolerans testime baktırdım. Sonuç normal değerin neredeyse iki katı çıkınca daha sağlıklı bir yaşam sürmek, kilo verebilmek adına her gün evden işe yürüyorum, önceleri Cerrahpaşa – Aksaray yolunu kullanırken, bugün bir değişiklik yapmak istedim ve ilk kez Samatya yolundan işe geldim. Hava aralık ayında olmamıza rağmen soğuk değildi, sabah denizin gri halini görmek ve deniz kenarında yürüyerek gelmek gerçekten zevkli imiş. Üstelik aynı sürede geliyorum bu yüzden artık Samatya yolu tercihim olacak. İşte Samatya yolundaki aklıma takılanlar.
 Bankta oturan evsiz amcanın manzarası ; surlar, deniz ve gemiler.Ne kadar şanslısın demek geldi içimden!
Bir apartman boşluğunun tam ortasında ki yatır , Pervane dede gerçek mi? yoksa çöp atanları engellemek için uydurulmuş bir hikaye mi?Gerçekten merak uyandırıcı ,ben yinede pervane dedeye bir Fatiha okudum.
Perşembe günü ayrıntılı bir muayene için İstanbul Eğitim araştırma hastahanesine gidiyorum, yürüyüşlerin yanında daha neler yapmam gerektiğini ve daha ayrıntılı testlerin gerekip gerekmediğini öğreneceğim .Şeker hastası olmak istemiyorum , bana dua edin...

24 Aralık 2012 Pazartesi

Bir pazar


Cemo son bir haftadır çok yoğun çalışıyor. Akşamları geç gelip sabah erkenden evden çıkıyor bazen kahvaltı  hazırlayıp, Cimcimeyi uyandırıyor ve hep beraber kahvaltı ediyoruz. Akşamları ise dersleri bitirip mısır patlatıyor satranç oynuyoruz.Satrancı bilmeyen ben bayağı geliştirdim kendimi,artık şah-mat olmuyorum, son oyunda berabere kaldık . Cemo bu hafta cumartesi gece geç saatlere kadar çalışıp pazarda yine aynı saatlere kadar çalışacağını söyleyince, Pazar günü cimcimenin doğum günü için yaptığımız plan iptal oldu.
 Sabah erkenden kalkıp hep beraber kahvaltı ettik. Cemo işe gittiğinde bizde ne yapacağımızı düşünür bulduk kendimizi. Cimcime anne plan yapalım deyince elimiz kağıdı kalemi alıp plan yaptık. Öncelikle ben evdeki işleri bitirip akşam yemeğini hazırlayacak daha sonrasında dışarıya çıkıp Cimcimeye istediği boyaları almaya gidecek, birazda gezdikten sonra eve gelecektik.
Sabah erken saatler olduğu için süpürgeyi açmam sorundu, mutfağa geçip yemekleri hazırlamaya, birazda ortalığı toplamaya başladığımda Cimcime anne bende yardım etmek istiyorum dedi bende süpürge yapmam gerektiğini, ayrıca yerlerin silineceğini bunu yapabilip yapamayacağını sordum. Tabi ki yapabilirim deyince hadi yap bakalım dedim, bizim cimcime müthiş bir enerji ile her yeri sildi ve süpürdü. Bende bu arada yemekleri hazırlamıştım.
Dışarıya çıktık onun istediği bütün kırtasiyeleri, bujitericileri dolaşıp, istediği boya kalemlerini, kelebek kanatlarını, resim defterini ve ikimizde de birbirimizi hatırlamamız için takmamız gerektiğini düşündüğü bileklileri ve ev için gerekli birkaç eşyayı aldık.
Eski bir tanıdığımın evine gittik. Ayaklarım üşümesin diye giydiğim ayakdivenlere gülüp, bol çay ve tatlılar eşliğinde sohbet ettik.
Geçirdiğim en mutlu, en sohbetli ve en güzel Pazar günüydü evdeki işler bitmiş, kızım bana yardım etmiş daha ne olsun.
Fotoğraf ta gördüğünüz çiçek cimcime nin davranış çiçeği bütün yaprakları boyandı , çok çalıştı ve haketti..

22 Aralık 2012 Cumartesi

P’ye mektuplar: antidepresanlara dair

Gerçekleri  söylediğinde ,işine gelmeyenin söylediği tek şey DEPRESYON dasın .Halbuki  o gerçeklerdir , insanı depresyona sokan.Bir an önce o sebeplerden uzaklaşmak lazım.Bol spor , bol huzur  ve acıları size sunan bencil insanlardan uzak hava sahası .

P’ye mektuplar: antidepresanlara dair

Alışveriş

Limango ve Markafoni ilk çıktıklarında çok saçma sapan bir şey olduğunu düşünmüş, kişinin denemeden görmeden ürün almasının mantıklı olmadığını düşünmüştüm.
Limango ‘dan  sadece  kampanyası olduğunda dikiş malzemeleri siparişi vermiştim. Kıyafet vb şeyleri almak bana mantıklı gelmiyordu. Bir süre emailim'deki bütün İnternet alışveriş sitelerinin çöp kutusuna gitmesiyle devam etti soğukluğum. Ta ki hediye çekimin hatırlatılmasına kadar. Bedava baldan tatlıdır derler ya bedava alışveriş yapmak isteyip, bedavanın 5 katı ev eşyası alışverişi yapan kişiye kadın denir. Limango ‘dan ise ilk defa ayakkabı ve çanta alışverişi yaptım . Mutlu oldum mu oldum. Isıya dayanıklı seramik tencerem le (biraz küçük olsa bile)yoğurt mayalamayı, kek kalıplarım la pastalar yapmayı ve neskafe takımımla dostlarla hoş sohbetlerle kahve içmeyi diliyorum kendime…
Limango ‘dan aldığım ayakkabılarım ve çantamla da birkaç seneyi geçiririm herhalde.
 Çanta bugün geliyor.Ayakkabılar çok rahat ve güzel duruyor.Bu yaz favorim olacak .

  • Neskafe takımı ;gayet sağlam ve dayanıklı ,kaliteli malzemeden yapıldığı belli oluyor.
  • Meyve sıkacağı ; resimde görüldüğünden çok farklı , adi plastikten yapılmış bir üründü,geri gönderdim.
  • Kek kalıpları gayet kullanışlı ve boyutları tam istediğim gibi.
  • Porselen ısıya dayanıklı (daha denemedim) tencere boyutuna dikkat etmedim , küçük boy güveç tenceresi gibi , ben onu yoğurt mayalamak için kullanmayı planlıyorum.

 İyi günlerde sağlıkla kullanmak nasip olsun inşallah.

21 Aralık 2012 Cuma

Bu, buraya kadar

Yeni bir adım, yeni bir hayat.Kıymet bilmeyip, vefa etmeyenlerin hayatımda hiç bir zaman yeri olmayacak.İşte benim için kıyamet , benim için yepyeni bir başlangıç. 

SÜRPRİZZZ................


Sabah telefonuma MNG kargodan mesaj geldiğinde; benim adıma kargo alacak olan bir arkadaşın kargosu sandım. Kargodan yukarıda gördüğünüz güzellikler çıktı. Bizim cimcime bunlara bayılacak. Teyzem, canım benim ne güzel bir sürpriz oldu. Ellerine emeğine, yüreğine sağlık. yazacak bir şey bulamıyorum, çok duygulandım, mutlu oldum.

20 Aralık 2012 Perşembe

İyi ki doğdun ...


Gece 3 ‘te uyandığımda altımı ıslattım sandım. Artık hamileliğimin son ayları olduğu için, vajinama baskı yaptığını düşündüm. Eşimin yanına gittim sanırım doğum yapacağım dediğimde – bu saatte çocuk olmaz deyip uyudu. Bende gidip duş aldım ve uyudum. Sabah kalktığımda yine altımı ıslatmıştım ne oluyor ya dedim. Annem evde olduğu için kızım bu normal değil, doktora gidelim dedi. Bende eşimin yanına gittim sanırım doğum yapacağım dedim. Oda yataktan kalkıp, duşunu aldıktan ve kahvaltı ettikten sonra hastanenin yolunu tuttuk.
Kapıdaki yaşlı kadın neden geldiniz dediğinde; sekiz aylık hamile olduğumu, suyumun geldiğini ve hafif ağrılarım olduğunu söyledim .-Geç dedi. Geçip jinekoloji masasına hazırlandığım, ayaklarım vıcık vıcık poşun içinde o odadan bu odaya ultrasona alındığım, sedyeden düşürüldüğüm ve anestezi uzmanının annenin gözleri ne güzel bakalım bebeğin gözleri ne renk olacak dedikten sonrasını hatırlamıyorum.
Kendime geldiğimde; ayaklarım üşüyor, karnımdaki kum torbası canımı yakıyor, çenem titriyordu. Üşüyordum, çok üşüyordum.1 saat sonra onu kucağıma verdiler. Gözlerini açamıyor, ağzı ile bir şeyler arıyordu. Ve ilk sütümü verdim ,arandığı şeyin ne olduğunu biliyormuş gibi göğsüme yapıştı.
Şimdi o günün ardından tam 7 yıl geçti. Bir zamanlar göğsüme yapışan bu güzel kız; kalem tutuyor, yazıyor, çiziyor ve ev işlerinde bana yardım ediyor.
Canım kızım iyi ki doğdun, iyi ki hayatımıza girdin.
 DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN…


19 Aralık 2012 Çarşamba

Bir anı, bir tarif, bir yemek


İlköğretim ve ortaokulu köyümüzde 5 km uzakta ilçede okudum. İlköğretim 3. Sınıftan 5. Sınıfa kadar okul yolu hiç te düz değildi. Köyden sabah 7: 00 de kalkan minibüs geri döner akşam 5:00 da tekrar iş çi ve öğrencileri alırdı. Sabahçı olduğumda sabah otobüsü ile gidip öğlen çıkışında otobüs olmadığı için köyün sapağından geçen otobüslere biner yaklaşık 2 km yürürdüm. Öğlenci olduğumda ise yine köyün yollarında öğlen yürüyüşü ile sapağa çıkar oradan geçen otobüse biner akşam ise okul çıkış saatim 5:30 olmasına rağmen erken çıkmak zorunda kalır ve otobüse yetişirdim. Yemek olayı kantinden veya dışarıdan tostla geçiştirilirdi, annem hiçbir zaman yanımıza yemek koymazdı, zaten yemek saatimiz bile yoktu.
Ortaokul ve lisede ise tam gün eğitim aldım. Ailem için artık yemek problemim oluşmaya başlamıştı. Bazen okulun yurdundaki yemek hanede bazen öğretmenler evinde yemek yerdim.
Bu dönemlerde babamın bürosuna yine saat 3 te köye giden otobüs olmadığı için 5 e kadar beklemek zorunda olduğum için gider, babamda beni lokantaya yemeğe götürürdü. Cemil usta ilçenin meşhur, tadı damağımıza uyan ve temiz yerlerinden biriydi. Her gittiğim de mutlaka orman kebabı yedirirdi demek ki biliyordu güzel olduğunu…
Ne çabuk biterdi, orman kebabı bit türlü doymazdım.
Hafta sonu cimcimeye bir arkadaşıma gideceğimizi söyleyip aslında çok sevdiği arkadaşına götürdüm. Onlar oynarlarken benim arkadaşım olan annesi; hadi yemek yapalım, senin ellerinde değsin istedim, çok pratiksin deyince kollarımı sıvadım. Cemil ustanın birebir orman kebabını çıkartıp sunduğumda; bende aradığım lezzeti bulmuştum. Beğenilerek yenildi.
Bazıları için etli bezelye, benim için ise, Cemil ustanın ORMAN KEBABI tarifi;
  • 500 gr dana kuşbaşı et,
  • 500 gr ayıklanmış bezelye,
  • 1 havuç,
  • 1 patates,
  • 1 büyük baş soğan,
  • 1 yemek kaşığı salça,
  • 1çay kaşığı pul biber,
  • 1 çay kaşığı kekik,
  • 2 çay kaşığı tuz
  • Ölçüleri damak tadınıza göre, azaltıp, çoğaltabilirsiniz.

Yapılışı;  kuşbaşı etini tencereye koyup kapağını kapatıyorsunuz etler suyunu çektikten sonra, küp şeklinde doğranmış soğanlarını ekliyoruz. Soğanlar et ile kavrulduktan sonra salçasını, küp doğranmış patates ve havucunu ekliyoruz. Sebzelerin sularını salmasını ve bezelyelerimizi ekledikten sonra sıcak suyu üzerine çıkacak kadar ekliyoruz. Bundan sonrası ocağımızın kısıklığına ve tenceremize kaldı. Etler ve sebzeler piştikten sonra baharatlarını ekleyip, karıştırın bir iki taşım kaynattıktan sonra ocağınızı söndürebilirsiniz. Afiyetle.

18 Aralık 2012 Salı

ZOR YILLAR


BUGÜN ,DÜN NE KADAR KOLAY VE ÇABUK GEÇTİ DİYORUM.
HALBUKİ ÇOK ZORDU GEÇEN YILLAR

17 Aralık 2012 Pazartesi

Sen bilirsin...


ALINTI


Bilmek; bir konu veya olay hakkında bilgi sahibi olmaktır. Ev 'de ve iş’te her olayı ve konuyu ben bilirim. Aslında bilmem ama bilmek zorunda bırakılırım. Sanırım çabuk karar verme, insiyatif kullanma ya da çözüm bulma yönünden çok becerikli olmamakla beraber, dediğim dedik bir insanda olabilirim.
Bu inatçılığım dan mıdır? Yoksa karşı tarafın güveninden mi ? Söz dinlemediğimden mi?
Bilmiyorum ama ev’de ve iş’te geçen diyaloglar aynen şöyle ;
Hayatım akşama ne yiyelim?
Sen bilirsin.
Sabah kahvaltıda… Yapsam olur mu?
Sen bilirsin.
Cimcime ‘ye… Almak gerekli.
Sen bilirsin.
Odadaki koltuğu kaldıralım mı?
Sen bilirsin.
Gömleğini ütüleyeyim mi?
Sen bilirsin.
İş kıyafetlerini götürecek misin? Hemen yıkayayım mı?
Sen bilirsin.
Hafta sonu… ‘ya gidelim mi?
Sen bilirsin.
Gözünü oyayım mı?
Sen bilirsin.
------------------------------------------------------------------------------------------------
İş’te ise genellikle Gacet ile aramızda geçen diyaloglar;
Hocam, hastayı göndereyim mi?
Sen bilirsin.
Hocam, bilgisayarda şöyle bir şey yapalım mı?
Sen bilirsin.
Hocam, işlemi bu şekilde yaptım.
Sen bilirsin.
Hocam, hasta şöyle söylüyor, yapayım mı?
Sen bilirsin.
Hocam, aletleri kaldıralım mı?
Sen bilirsin.
Hocam… İlacını kullanalım mı?
Sen bilirsin.
Hocam ben iş'ten ayrılıyorum.
Sen bilirsin.
Hocam gözünüzün üstünde kaşınız var.
Sen bilirsin.


 Örtger, Hacı, Karlos ve Dennis ile geçen diyaloglarımız; sorgusuz, sualsiz ve emir kipleri halinde veya soruları onların sorması ve benim cevaplamam la geçiyor. Sen bilirsin cümlesini hiçbirine kullanamıyor, soruna hemen çözüm buluyorum.
Sen bilirsin cümlesindeki bilmek eylemini gerçekleştirebiliyor olsa idim sorar mıydım? Diye sormak geliyor içimden.
Sen bilirsin cevabında ki bilmek , benim için bilinmeyen bir durum aslında.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Bir tarif' te benden


Her yiğidin yoğur yemesi farklıdır, her annenin kek yapışı da! Çok farklı kekler yapma hevesimin olduğu, güzel çiçek desenli silikon kalıbın azizliğine uğrayıp, artık keklerin nasıl kullanılacağını araştırırken bulduğum bir tarifi sunuyorum.
Gördüğünüz bu güzelliklerin arkasında miss gibi portakal kokan, bol üzümlü sadece iki üç parçası yenmiş anne keki var. Amaç önemli ama sonuç güzel olmayınca büyük bir hayal kırıklığı hissediyor insan. Birkaç kez ikram edip tabaktan geri dönen parçalamış kekler bir hafta derin dondurucu da bekleyip, Truff adını aldıktan sonra kalori bombası olarak ikram edildi. Sonuç bir saat sonra, kalmayan Truf’ların devamı bekleniliyordu.
İster kalmış kekiniz olsun, ister ani bastıran misafirlerinize bisküvi ile hazırlayabileceğiniz ve isterseniz her şekilde sunulabilecek pratik oldukça yaygın ve bütçeye uyan tarifimiz için gerekli malzemelerimiz;
  • ·         Kalmış kek veya bisküvi (Burçak, kakaolu bisküvi v.b. olabilir)
  • ·         Bitter veya sütlü çikolata
  • ·         Fındık, fıstık, Hindistan cevizi ve pasta süsleri üstü için
  • ·         1 yemek kaşığı kakao kekiniz ve ya bisküviniz kakaolu ise gerek yok

·         1-2 yemek kaşığı süt, yumuşaklığını ayarlamak için
Yapılışı: Ana malzememiz olan kekinizi veya bisküvinizi elimizle parçalıyoruz, içine cam kasede benmari usulü erittiğimiz çikolatamızı, fındık, fıstık, üzüm ekleyip karıştırıyoruz. Eğer harcınız ellerinize yapışıyor ise biraz daha karşılaştırmanız gerekiyor bu aşamada birkaç bisküvi sizi kurtarabilir. artık harç elinize yapışmıyor ise ceviz büyüklüğünde elinizde yuvarlayıp, Hindistan cevizi, kakao ve diğer dekoratif pasta süslerine bulayıp servise hemen sunabilirsiniz.1 gece  buzdolabında bekletirseniz daha doygun bir tat elde edebilirsiniz.3 gün içerisinde tüketmeniz gerekli unutmayın!
Afiyet olsun.



14 Aralık 2012 Cuma

ÇÖPTEN KADIN D.I.Y

Hep ders ,hep ders nereye kadar bazende oyunlar oynuyoruz,etkinlikler yapıyoruz.Buda bizim çöpten kadınımız!
Biraz ip, dondurma çubuğu, bir kaç mum boya ee oynak gözü de taktık mı çıktı ortaya küçük bir kukla.

İç döküş


Bu uykuyu kaçıran nedir bilmiyorum. Son zamanlarda her şey düzensiz. Aslında düzenli bir işim var, kızın dersleri zor olsa da akşamları bir şekilde bitiyor. Yaptığım şeyler var, mesela; elma sirkesi yapımı gayet başarılı gidiyor, reçeller ayvadan başladım, nar reçeli bu yıl zorluyor beni ama hala içimde yarım kalan bir şeyler var.
Canım sıkılıyor, tamam düzenli bir işim var ama enerjim yok. Ben bambaşka hayaller kuruyorum .ne zaman evde oturup çocuklarıma annelik yapacağım , bir kez daha ne zaman anne olacağım, bunlar beynimi kemiriyor. Yaşlanıyorum, mutsuz bir yaşlanış bu!
Günler çok hızlı geçiyor ve ben hiçbir şeye yetişemiyorum sanki. Kızımın büyüdüğünü, evimin sıcaklığını, başka hayallerimi hep erteliyorum gibi…
Evde kalsam dikiş diksem, bir kursa yazılsam, ne bileyim etkinliklere, toplantılara katılsam, yemek yapsam, misafir ağırlasam, evimi aceleyle değil seve seve temizlik yapıp, pastalar, börekler yapsam …
Ne zaman olacak bunlar, otuz yaşındayım daha ne kadar bu tempoda götürebilir bu yarım hayatı!
Neden insanlar kıymet bilmiyor,  hakkında bu kadar kolay fikir yürütebiliyor, ön yargılı olabiliyor. Ne kadar kolay lekelemek, silmek, hor görmek, aşağılamak!
Offfffff içim dopdolu birde boşaltsam, dertleşsem kendimle, bir anlatsam kendime kendimi ne güzel olurdu.

8 Aralık 2012 Cumartesi

BAZEN OLABİLİR

Tembellik etmek mi ?
Bazen olabilir
Kendinle çelişmek mi?
Bazen olabilir
İnsanlardan ,sevdiklerinden uzaklaşmak mı ?
Bazen olabilir.
Olsun bakalım 
Bugünlerde böyle geçsin 
Gün olur, devran döner
Her şey yoluna girer



19 Ekim 2012 Cuma

SON DURUM

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler :
Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.
Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında.
Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. !
Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.
Hayat kahveye benzer, is, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayati tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yasadığımız hayatin kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.
Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz.
Kahvenizin tadına varın!
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.


Hep böyle hikayeler okur , 5 dakika sonra yine kahvenin değil , fincanın güzelliğine , ihtişamına dalarım .
Ne yapayım rahat etmem için güzel bir evim olsun, işimden ayırabildiğim bir vaktim olsun. sadece pazarlar bana yetmiyor . Şikayet etmeye devam.
Nerede kalmıştık ? Okul ve öğretmen değişikliği değil mi? 
Öğretmen değişikliğini yaptığımdan beri uyuyamayan ben , öğretmenin tayinin çıktığını duyduğumda ne yapmış olabilirim sizce?
Depresyona girdim yemedim , içmedim , bağırdım , çağırdım, bu şehri terketmek istedim .
Öğretmenin  gitti .Yeni öğretmen  başladı.''e'' Sesini aldılar bile .Zaman su gibi akıp gidiyor.Akşam dersler , çizimler, boyamalar ile boğuşup gidiyoruz.



16 Eylül 2012 Pazar

Bir hata daha mı?


Saat 00.03 uyku tutmadı.
Okullar açıldığından bu yana kâbussuz, uykum bölünmeden geçirdiğim doğru düzgün bir gecem yok. Canımı sıkan şeyler benim kararsız, dik kafalı inatçı biri olmamdan kaynaklanıyor. Bir hafta yıllık iznimin kalan kısmını kullanacağım. Kızımla birlikte ilköğretime alışma sürecini geçireceğiz. Aslında alışma süreci olan 10-14 Eylül haftasını Sevgili Dr. Örtger’in Bizim baykuş hemşirenin izinde olması sebebiyle izin vermemesi dolayısıyla çalışarak geçirdim.
Şimdi eğer buradaysan büyük ihtimalle çocuğunun öğretmeni ile ilgili kafanda soru işaretleri var. İşte yaşadıklarımla sana bu soru işaretlerini gidermen için yardımcı olacağım.
Okula e okuldan kaydımızın çıkacağını bildiğimiz için bir yıl önce kayınvalidemin kapı komşusu olmak için taşındık bu semte. Geçen yıl yine sınıfının en büyüğü(yılsonu doğumlu) olan kızım, aynı okulun anasınıfına gitti.
Bu yıl okul kaydı için gerekli evraklarımızı hazırladığımızda;
E5 formu muhtarlık ve ya nüfustan
Kimlik fotokopisi
2 pilot kalem, kapaklı dosya,3 top a4 kâğıdı
Okul müdür yardımcısına – sınıfların nasıl oluşturulduğunun, bu yıl ki 60 66 ay meselesinden dolayı geçen yıl anaokuluna giden çocuklar için ayrı bir sınıf oluşturup oluşturmayacaklarını sordum.
-Sınıfların e –okul dan yerleştirme sırasına göre oluşturacağını hiçbir ayrıcalık düşünülmediğini söyledi.
Mutlu, mesut okul kıyafetlerini, çantayı ve birkaç küçük ayrıntıyı  alarak hazırlandık. Okulun ilk haftasını heyecanla beklemeye başladık. Âmâ işte o ilk gün ben maalesef işimden izin alamadım. Ve eşim kızımı okula götürdü, serüvende başlamıştı.
O gün; işyerinde ki rutin işlerim bittikten sonra  eşimi aradım. Öğretmeni nasıl biriydi? Sınıf kalabalık mıydı? Bunlar kafamdaki sorulardı. Eşim öğretmenin ismini söyledikten sonra hemen internetten, oturduğum yerden - ben o parmaklarıma ne diyeyim bilmiyorum- araştırdım birkaç fotoğrafa ba öğretmenin yaşının ilerlemiş olduğunu gördüm.
Zamanında emekliliğine birkaç sene kalmış bir öğretmenin son öğrencilerindendim. Hala öfkeyle hatırladığım anılarımda dilimin ucunda.
Eşimin lise matematik öğretmeni arkadaşını aradım. O da tanıdığı bir öğretmen olduğunu , öğretmeni değiştirebileceğim söyledi.
Ön yargılarımı da yanıma alıp 11 Eylül sabahı okula gittim. Nezaketen oturmamı bile söylemeyen müdür yardımcısına diğer öğretmeni tanıdığımızı ve kızımın öğretmeni değiştirmek istediğimi söyledim. Hiç bozma sen git dedi, ben inatla iletişim kurmak için tanıdık bir öğretmene yazdırmak istediğimi söyledim. Arkamızdan kim olduğunu bilmediğim bir kaç kişi odaya girip müdür yardımcısı ile konuşmaya başladı ve bana inatla değiştirmeyeceğini söyleyen müdür yardımcısı o anda tamam git değiştiriyorum, çocuğun adı ne, sen çok pişman olacaksın ama bana asla gelme diyerek sınıfı değiştirdi.
İlk toplantımız 3 Eylül Perşembe günü oldu. Yanımızda çocuklar öğretmen anlatıyor biz duymuyoruz, evraklarını tamamlamayan öğretmenin dışarı gidip gelmesiyle ortalama 30 dk. Sonra bitti. Elimizde okul aile birliği hesap numarası, haftalık beslenme listesi ve alınacaklar listesi kaldı.
Şu an kafam allak bullak kızımın hayatını mahvettiğimi, önyargılarımla hareket ettiğimi ve doğru olmayan bir karar verdiğimi düşünüyorum.
Ne bekliyordum?
Çocuklar yanımızda olmamasını (daha sağlıklı iletişim kurabilmek için),
Evraklarının hazır bir şekilde yanında olmasını.
Sanki önemsizmişiz gibi hissetim.
Şimdi !
Bu yıl en azından aralık ayına kadar okuma ,yazma olmayacakmış.
Ders kitapları geçen yılın müfredatına göre olduğu için sadece Fen Bilgisi kitabı kullanılacakmış. Dersler resim çizme, oyun hamuru, şarkılar, oyunlarla geçecekmiş.81 (seksen bir) aylık olan kızım zaten geçen yıl bunları yaptı. Canı sıkılırsa, bunalırsa, okumaktan, öğrenmekten vazgeçerse… Sınıf mevcudu çoğunlukla; ana okuluna gitmemiş ve yaşça daha küçük çocuklarla dolu. Ben kızımın eğitim hayatına çomak soktum.
Şimdi izinliyim bir hafta bolunca neler olup bitecek bilmiyorum ama rehber öğretmen ile görüşmeyi, kafamdaki soruları çözebilmeyi umuyorum. Yoksa bu ruh hali bana hiç iyi gelemeyecek.


12 Eylül 2012 Çarşamba

Dolu bavul gibiyim

alıntı

Ağzına kadar dolmuş bavul gibiyim
Üşürüm diye bir kaç hırka almışım
Ya çok sıcak olursa diye bir kaç elbise
Hiç bir şeyden eksik kalmamak için doldurdukça doldurmuşum
Şimdi diyorum biraz boşalt sam  yükümü,  hafiflet sem bavulumu 
Zor geliyor mahrum  olursam korkusu 
Zor geliyor alıştığımı bırakmak
Bir yerde mahrumiyet varken bir yanda sahip olduklarım.
Ne yapacağımı bilemez durumdayım.
Offff bu günlerde geçecek değil mi ?

11 Eylül 2012 Salı

Soracaklarım var.


alıntı
       Bizim için geçen yıl muallâklarla başlayan yılsonu doğumlu çocuğun maceraları maratonu ana sınıfına başlaması ile son bulmuştu.
      Bu yıl milli eğitimin okul yaşını geri çekmesiyle sınıfın büyüğünün büyüğü olduk ve hayırlısı ile ilköğretime başladık.
      Okul kıyafetleri, çanta, ayakkabı ve kırtasiye işleri derken hangi sınıfta kimler ile okuyacak, öğretmeni nasıl biri olacak merakı da az değildi hani.
      Önceleri masrafımız şu kadar bu kadar olur nasıl altından kalkarız( biz iki kişi çalışıyoruz düşünün ) derken. Şimdi merak ettiklerim(iz)
  • Öğretmeni nasıl olacak
  • Arkadaşları ile anlaşabilecek mi?
  • Tuvalet ihtiyacını karşılayabilecek mi?
  • Akşam geç saate kadar süren derslerden sonra ders çalışma isteği kalacak mı?
  • Sabahları okuma- yazma bilmeyen bir babaanne ile derslerini düzgün yapabilecek mi?
  • Sabah 6. Sınıfların kullandığı sınıf ne kadar temizlenip 1. Sınıflara verilecek.
  • Okulda yemek olayı nasıl çözülecek?
  • Etütlü- yemekli  bir okul olmadığına göre ; hangi saatlerde yemek yenilecek, kantinde satılanlar ne kadar sağlıklı olacak?
  • Şimdilik gelmeyenlerle 30 olan sınıf mevcudu daha ne kadar artacak?
  • Kızım arka sıralarda pasif bir öğrenci mi olacak ?
  • Öğretmen çocuklar üzerinde aktif bir etkiye sahip olabilecek mi?

Daha devam etmek istersem eminim soracağım bir sürü soru bulabilirim. Dün bütün gece okul balosunda dans ettim ve müdürlerle,öğretmenlerle konuştum durdum.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Başlık yok


Sanırım ay bitmeden bir post daha hazırlamasam kendimi tembel ilan edeceğim.
Hâlbuki koca ramazan ayını bitirip, aynı zamanda bayram dolayısı ile birkaç günlüğüne Çanakkale ziyareti yapıp biricik kızımı alıp İstanbul un toprak bulunmayan semtine dönmüş bulunmaktayım.
Çalışıyorum, eve geliyorum yemek hazırlıyorum, yemek yedikten sonra kalan vakitte biraz ev toparlamaca, biraz yarının yemeği derken vakit geçiyor.
Bu yazı 29/8/2012 gecesi aklıma gelmiş ve çalış(K)an anne başlığıyla , çalışan anne sorunlarını içermek üzere planlandı ama şimdi ; aklıma gece düşündüklerimden hiçbiri gelmiyor.Demek ki neymiş aklımıza geleni anında yazmamız veya not düşmemiz gerekiyormuş.
Çok güzel bir yazı olacak  umudu ile gece uykuya yatan anne , sabah kalktığında hiçbir şey yazamayacak halde buldu kendini.

17 Ağustos 2012 Cuma

17 ağustos 1999


16 ağustos 1999 günü Abimi  rahmetli dedemle İstanbul’a yolcu etmiştik, göz ameliyatı olacaktı. 17 ağustos günü sabah saat 7: 00 da her zamanki gibi köy meydanında ki süt toplama yerinde yerimi almış gelen gidenlerin sütlerini alkollü tabanca ile kontrol ediyor, uygun olanları önce ölçeğe, ölçekten güğüme boşaltıyor gelen  ölçüyü getiren şahsın o gün kü hanesine yazardım. . Süt toplama merkezi iki kahvehane arasında idi. Kahvecinin kapıyı açar açmaz, akşamdan kalma sigara kokusu etrafa yayılırdı. Çay demlenir, yaşlı amcalar pür dikkat sabah haberlerini izlerlerdi.
Bu sabah kimse olmamasına rağmen kahvehaneci yüksek sesle haberleri dinliyor, durmadan ambulans siren sesleri geliyordu. Ne oldu acaba dedim kendi kendime ama içimde bir tuhaflık oldu. Sonra sütçülerden fırsat bulduğumda kahvehaneye biraz daha yaklaştım bir de baktım ki yıkılmış apartmanlar, evler insanlar darmadağın bir şehir. Bu şehir İstanbul’du.
Hemen eve gittim abimlerin iyi olup olmadığını öğrenmek istedim ama cep telefonunun henüz yaygınlaşmadığı bir dönemdi. Onlardan haber beklemek zorunda kaldık. İyi olduklarını ve gece yolda iken depremi hissettiklerini öğrendik.
Sonrasında ise her gün durmadan ölü sayısını, enkaz altında bilmem kaç saat sonra çıkarılanları, yaşayanları gördük haberlerde. Ama gerçek acı İstanbul’da idi, gözyaşı.

Şimdi ben 13 yıl önce büyük bir deprem atlatmış bu kentte yaşıyorum. Önceleri oturduğumuz ev en alt katta olduğu için. Deprem olduğunda, bizim en altta kalacağımızı düşünürdüm. Şimdi son kattayız ve bence gerçekten dayanıksız bir binadayız, ama ben en üst katta da şansız olduğumuzu düşünüyorum. Her şey takdiri ilahi ama depremden gerçekten çok korkuyorum. Kızımı, eşimi, kardeşimi, annemi babamı kaybetmekten çok korkuyorum.
Bu acıyı yaşamak, gerçekten çok yıkıcı bir durum. Hala nasıl bir şehirde yaşadığımızı bilmiyoruz. Çünkü zaten biz karın tokluğuna çalışıyoruz. Deprem riskini düşünmek bizim için lüks oluyor. Yaşam zaten zor depremi düşününce daha da zorlaşıyor.
17 ağustos 1999  depreminde hayatını kaybedenlere rahmet , sağ kalanlara sıhhat ve selamet diliyorum

14 Ağustos 2012 Salı

KADİR GECESİ


Zamanın nasıl akıp gittiğini, ne denli hızlı olduğunu öğretiyor bize Ramazan ayı.
Kadir gecesini eda edeceğimiz bur gecede, ne zaman başladı, nasılda bitti. Önceleri yaz günü susuzluktan ne yapacağız, nasıl oruçlu duracağız derken Ramazan bir baktım ki bitivermiş.
On bir aydan daha hayırlı olan bu ayda Allah günahlarımızı affetsin, bir dahaki sene Ramazan ayını görmemizi nasip etsin inşallah.
Uzun bir aradan sonra; derin nefes almış gibiyim. Cuma akşamı hayırlısı ile kızımı almaya ve bayramı geçirmeye gideceğim. Kalabalık aile sofraları, sohbetler beni bekliyor.
Bir akşam  eğitim nedeniyle dışarıda iftar açtığım ve yeni evime ilk kez arkadaşımı davet ettiğim ramazan hiçte köydeki gibi kalabalık sofralarla, sohbetlerle dolu bir ramazan ayı olmadı . Bu da büyük şehrin zorluğu, çalışıyor olmanın verdiği yorgunluk.
Mutlu , kalabalık iftar ve bayram sofralarında olmanız dileğiyle
KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN

26 Temmuz 2012 Perşembe

Erik kompostosu


Tam da aradığım cümle buydu.
Annemin kokusunu özledim…
Daha ne anlatabilir ki…
Cimcime anneannesine annemin kokusunu özledim ama İstanbul’a dönmek istemiyorum demiş. Anladığım kadarıyla ikisi de ağlamışlar. Yorgun, sıcak ve bunaltıcı İstanbul’a dönemsini istemiyorum. En azından biraz daha bayrama gittiğimde beraber döneceğiz hayırlısıyla.
Burada olsa babaannesi ramazan ve yaşlılık dolayısı ile ilgilenemeyecek. Sıkılacak bunalacak, evde TV karşısında geçirecek. Köyde en azından ilgilenen var, sokak var, oyun var.
Çok özledim ama, onun iyiliği için.
21 gün sonra hayırlısıyla kavuşacağız.

Özlem dolu, sıcak, yorucu ve oruçlu geçen her günün ardından akşamları evde serinlediğim tarif bu dışım şıpır şıpır terlerken, içim bu gibi bir şey istiyor. Ee ben de zaten komposto yapmayı da içmeyi de çok severim daha ne afiyet olsun.

1 kg erik
2-2,5 su bardağı şeker ( tat isteğinize göre değişebilir)
Limon tuzu
1 adet karanfil ( ben mutlaka katarım, kokusunu çok severim )

Yapılışı; erikleri yıkayıp tencereye bütün bir şekilde koyun. Üzerine ben 3 lt su koydum ölçülü tenceremle kullandım. Ateşe koyup kaynatın. Erikler yumuşadıktan sonra şekerini, limon tuzunu ve karanfilini koyup bir taşım kaynatın. Ocağın altını kapattıktan sonra, soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra süzgeçten geçirip cam şişelere koyabilirsiniz.

Eğer uzun süre saklamak istiyorsanız , pet şişelere  soğuk doldurup derin dondurucuya koyabilir  ve ya sıcak sıcak süzüp cam kapaklı şişelere koyar ve ters çevirirsiniz.




20 Temmuz 2012 Cuma

Hayırlı Ramazanlar

ALINTI

Köy de geçirdiğim çocukluk ramazanları hep aklımda. 6-7 yaşlarında gittiğimiz, kaçırılan abdestlerle kılınan teravihler, ramazan boyunca her evde bütün köylüye verilen iftar sofraları hiç unutulmayanlar arasında . Bu sofraların en güzide tercihleri ise kabak tatlısı ve yaprak sarması idi.
Bir de hiç unutmadığım ben sıcak diye hatırlıyorum ama bunun imkânsız olduğunu söylüyorlar. Her okuldan döndüğümde çeşmelerde akan sulara yolun yokuşunu çıkarken melun melun baktığım anlardı.
Kızlarla hepimiz ayrı yerlere dağıldık evlendik. Artık o iftar sohbetleri de, cami bahçesinde kıldığımız teravihler geride kaldı.

9 yıldır İstanbul da yaşıyorum ve ilk kez dün akşam teravihe gittim. Çok korkuyordum. Küçük yerlerde herkesi tanıdığınız için bir sıkıntı çekmezsiniz. Ama büyük şehirlerde herkes bir başka, yabancı ve kalabalık.
Dün akşam kıldığın, bu yılın ilk teravisi benim ise dokuz yıldır kıldığım ilk teravih idi.
Önce caminin bahçesine anca yetişebileceğimi düşündüm, ama havanın sıcak olduğunu hiç hesaba katmadığım için bahçenin dolu olabileceği aklıma gelmez di. bahçe hınca hınç dolu , içerisi ise bir o kadar olmaya az kalmış vaziyette. Bir teyze gel güzel kızım demesiyle önden 3. Safa yerleştim. Ama şimdi size ilk izlenimlerimi aktaracağım. Bu yazıyı okuyup teravihe gidecek olan, ya da evde teravihe giden ama internet kullanmayanlar var ise lütfen iletelim.
Teravih namazı 20 rekâttan oluşan ve yatsı namazından sonra kılınan bir namazdır. Önce yatsı namazınızın ilk sünnetini kendiniz kılıyorsunuz selam verdikten sonra yatsı namazının farzına uydum imama deyip niyetleniyorsunuz. Farzı imam kıldırdıktan sonra yine son sünneti siz kendiniz kılıyorsunuz. Vitir namazınızı kılmadan teravihi kılıyorsunuz. Teravih namazına niyet edip uydum imama diyorsunuz ve her iki rekâtta ettehıyyatı yı okuyup dördüncü rekâtta selam veriyorsunuz.
İşte ilk izlenimlerim;
  • Teravih namazı ve ya herhangi bir namaz kılınırken, üst baş çekiştirilmemelidir. Kıyafetler zaten namaza uygun ve düzgün olmalıdır.
  • Klimayı açın, şurayı düzeltin denmez
  • Beli secde esnasında açılıyor diye öndekinin açılan kısmına şaplak indirilmez.
  • Sen şöyle yanlış böyle yanlış yapıyorsun deyip namaz aralarında akıl verilmez.
  • Hah herkesi safa çağırdın bak nasıl sıkıştık denmez. Zira ibadete geliyorsun hanım Allaha baş başa kalsan ne olur.
  • Kısacası ibadethanelerde sadece ibadet edilir. Çevre rahatsız edilmez.
Bir ramazana daha başladık hayırlısı ile Allah bayramı ve daha çok ramazanlar görmemizi nasip etsin inşallah.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Ne ki Bu ki


Ne ki bu ?
Bende gördüğüm de bu ne ya oldum.
Çok ilginç
Fikir anası benimde anam :)
İşsiz eşine , bari bir pompa alda köydeki sinekleri ilaçla deyip, küçük kasabaya ilaçlama sektörünü kurduran kadın.
Anacığım sanırım iyi süzülmeyen yoğurt, süt ve bilumum şeylerden sıkılmış.
Gördüğünüz öncesinde yağ süzgeci ,annemin dikip geçirdiği ince çorabı ; isterseniz çookk süzme yoğurt elde edebilirsiniz.
Nasıl fikir ama.

3 Temmuz 2012 Salı

KALDIĞIM YERDEN ÖZLEMLERLE DEVAM


Bir babadan izin almaya çalışan çocuk gibi Dr Örtger'in peşinden koşarken
Kandil akşamı yolculuk yapılır mı yapılmaz mı derken
Düştüm  Çeşme yollarına
Sabaha kadar acaba şoför yolda uyur mu diye, gözümü kırpmadan dikiz aynasını gözetlerken 
Uykusuz geçen yolculuk sonrası 
Attım tatil köyünün miss gibi yataklarına kendimi.
İlk gün uyu yayarak geçti malum
Sonrasında tatil moduna girmeye çalışma ile
Dolu dolu tabakları hayretler içinde izlerken 
Az tuz yuttum, sahilde gezindim 
İstediğim damla sakızlı reçeli çeşmenin göbeğinde, tam yerinde bulup çantama attım.
Az biraz daha tuz yutup, bundan 6yıl önce kredi kullandığımız bankanın emekli olmuş kredi bölümü çalışanını, aynı tatil köyünde görmek, sonrasında aynı istikamette Çanakkale yollarında olacağımızı duymak  epey şaşırtıcı idi.
Eh işte, yemekti, gezme idi falan filandı derken üç beş fotoğrafı, bir kaç parça eşyayı çantamıza atıp çıktık Çanakkale yollarına...
uzzzun ege kıyıları yolculuğunda sonra gecenin bir saatinde yine köye varamamış olmanın, yaklaşık 12 saattir yolculuk yapıyor olmanın verdiği şişmiş ayaklar hediyesiyle, bir aktarma otobüsüyle düştük köyün yollarına. Köy sapağına 5 km kala daha yeni yola   çıkmış aracın her yerine kusan biricik kızımız tatilimizin nasıl geçeceği konusunda bize bir fikir verdi. 
Başlangıcı bol kusmuklu olan köy yolunun yaklaşık iki km olan kısmını sırtımızda bavullarla yürümeye başlayıp, jaramazcanın bizi karşılamaya gelmesiyle, gözümde memleketi, ağaçları, oksijeni, insanları başka boyutlara sokan bir özlemdi burnumun direğini sızlatan.
Evimi, annemi, babamı, ninemi, halamı, kısacası köyümün güzel insanlarını tekrar görmek galiba hayatıma yeni bir güzellik getirdi.
İnşallah bir gün gelecek, kalabalık ailemle bu köyün insanı tekrar olacağım.
En taze, en dedikodulu, en hastalıklı, en doğal geçirdiğim bir hafta idi.
Dalından koparıp yediğim anneanne kayısı, erik ve dutlarını
3 gün çektiğim batın ağrısına, ninemin koyduğu göbek kaçığı teşhisini, tedavisini  
Bahçeden koparılmış biberlerle yapılmış menemeni,
Sakız reçeli ile yaptığım koyun sütlü irmik tatlısı
Güvercin yumurtasından yaptığım kek  ve krepi 
Müthiş Bayramiç vişnelerinden elde ettiğimiz reçeli ve müthiş kekini
Dalından koparılmış kocaaaamaaan hormonsuz  salatalıkların lezzetini
Topladığımız fasulyelerden yapılan kaymaklı fasulye yemeğini
Annemin kaymaklı fırın baklasını 
Mangaldan vazgeçip, odun fırınının bacasına yakın bir yere iki kiremit koyup doğal mangalda pişirdiğimiz iki katı fiyatına alınmış, kazıklanılmış şeher tavuğunun  lezzetini 
Yediğim düğün  keşkeğinin tadını
Cimcimeyi bırakıp giderken içimdeki burukluğu unutmayacağım.

12 Haziran 2012 Salı

Geldim , gidiyorum


enez 

Tık tık orda mısınız .. Uzun sürdü ama geldim. Yazmak istemedim bir süre, yazmaya elim varmadı, tembellik ettim, işe yarar şeyler yapmadım.
Eh işte biraz çilek reçeli, kazıklanıp aldığım geçen yıldan kalma vişnelerden komposto yaptım, şirinler köyü yaptık ,annemin gönderdiği yapraklardan zeytinyağlı müthiş bir yaprak sarması yaptım. Bir kaç vişne suratlının yüzümü ekşitmesine de izin verdim. Buradaki vişne benzetmesi, aslında dışından ne kadar güzel, alımlı ve canlı görünürse görünsün vişne gibi , ağzından çıkan kelimelerle kalp kırmayı becerebilen ekşi suratlar için.
Hayırlısı ile haftasonu tatile ayrılıyorum..önce Çeşme de bir hafta sürecek olan ,deniz, kum, güneş üçlüsünden ayrılıp, anne, baba, kardeş üçlüsüyle hasret gidermeye gidceğim . Cimcimeyi eğer kalırsa Çanakkale bırakıp geleceğim.
Sıkıldım , bunladım, daraldım. Biraz dinlenip geleyim.
Görüşmek üzere.

31 Mayıs 2012 Perşembe

Fikrime cevap geldi

İlk fikri mühim raporumu  yazmıştım . İ şte o güzel rapora cevap geldi.Bakın neler demişler.






 " Kemiklerin Gücü Adına" kampanyasına gösterdiğiniz ilgi ve detaylı paylaşımınız için teşekkür ederiz. Çalışan bir anne olarak zamana karşı yarışın ne demek olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Danino bu konuda annelere küçük bir katkıda bulunmak ve çocuklarımızın sağlığına destek olmak için var. Siz meyvelerin tazesi ile sağlıkla büyüdünüz. İstiyorsunuz ki çocuğunuz da aynı doğallıkla büyüsün. Ama şimdi hiçbir şey doğal değil, işlenmiş diye düşünüyorsunuz. Hazır yiyeceklerin içerisindekileri göremediğiniz için ne kadar sağlıklı olduklarını bilemiyorsunuz. Çocuğunuzun gelecekteki sağlığını tehlikeye atmaktan korkuyorsunuz. Çocuğunuzun kalsiyumla sağlıklı kemik gelişimine yardımcı olmak için Danino’yu ona gönül rahatlığıyla verebilirsiniz. Neden mi ? 1- Danino için köylerimizden kaliteli sütler toplanıyor, üretimden önce pastörize edilir. Zararlı bakterilerin sütün kısa sürede bozulmasına neden olduğunu biliyorsunuz. Bu nedenle evinizde bakterilerden arınmış uzun ömürlü süt kullanıyorsunuz. Zararlı bakteri çoğalmaması için köylülerimiz , günlük sağdıkları sütleri bekletmeden köydeki süt toplama merkezlerine getirirler. Burada süt kabul uzmanları, sütün antibiyotik içermediğine ve bozuk olmadığına emin olmak için testler yaparlar. Uygun olan sütler kabul edildikten sonra zararlı bakterilerin çoğalmaması için sütler soğuma tanklarına alınarak 2-6C’ ye kadar soğutulur. Lüleburgaz Fabrikamıza ulaşan sütler yeniden testen geçirilir. Tamamen sağlıklı ve antibiyotik içermeyen sütler üretime kabul edilir. Bu kaliteli sütler Danino üretmek için pastörize ediliyor ve Danino’nun kısa sürede bozulması engelleniyor. Bu sayede koruyucuya gerek kalmıyor. Danino, son kullanma tarihine kadar taze kalıyor. 2- Mevsiminde toplanan taze meyveler uygun koşullarda saklanıyor, yıl boyu üretimde kullanılarak Danino’ya lezzet katıyor.Çocuğunuz için mevsiminde meyveleri satın alıp yıl boyu yesin diye reçel yapıyorsunuz. Danino için de tıpkı sizin yaptığınız gibi meyveler mevsiminde taze olarak satın alınır. Danino’da kullanılan meyveler de mevsiminde, yurdumuzun dört köşesinden satın alınır. Meyveler püre haline getirilir ve pastörize edilerek zararlı bakterilerden arındırılır. Bu meyveler reçel gibi pişirilir ve yıl boyu üretimlerde bu şekilde kullanılır. Bu sayede Danino içindeki meyveler çabuk bozulmaz. 3- Üretimde Danino’nun folyosu hava almasın diye sıkıca kapatılıyor. Hava almasın, içine dışarıdan bakteri girip bozulmasın ve uzun süre saklayabilelim diye yaptığınız konservelerinizin ağzını sıkıca kapatıyorsunuz. Danino üretiminde de paketlerin ağzı hava almasın diye sıkıca kapatılıyor. Danino tamamen kapalı ortamda, hava bile temas etmeden üretiliyor. Bu sayede içine zaralı bakteriler girip çoğalmıyor, koruyucuya gerek kalmıyor. Danino son kullanma tarihine kadar taze kalıyor. Danone’nin tüm dünyadaki hedefi; annelere ve çocuklara en yüksek kalitede ve güvenlikte ürünler sunmak ve daha sağlıklı nesiller yetişmesine katkıda bulunmaktır. Danino üretiminin her aşamasını titizlikle kontrol eder. Her Danino 118 farklı testten ve 5000’e yakın kontrolden geçer. Dünyanın önde gelen bağımsız denetim kuruluşlarından AIB tarafından yapılan Gıda Güvenliği Denetimi neticesinde Danino markasının da üretimini yaptığı Lüleburgaz Fabrikası Üstün Başarı Belgesine sahiptir. Danino, meyve püresi eklenmiş taze peynirdir. Danino'nun içeriğinde protein, enerji, kalsiyum, D vitamini, fosfor, B2 Vitamini, B12 Vitamini gibi çocukların gelişiminde son derece önem taşıyan vitamin ve mineraller bulunmaktadir. Gönül rahatlığı içinde kullanabilirsiniz. Danino Çilek ve Orman Meyveli nin kırmızı rengi pancar kökünden gelmektedir. Danino ürünlerimiz Karmin içermemektedir . '' Yine de aklınıza takılan şeyler olduğunda 0800 211 20 15 den Tüketici Danışma hattını arayabilirsiniz. Ayrıca hem çocuğunuzla keyifli saatler geçirmek hem de detaylı bilgi edinmek için http://www.danino.com.tr/danino-club/danino-club.aspx?gclid=CMDqptDfxa8CFYIu3wodv1Q7ag sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Kampanya çerçevesinde çocuğunuzla birlikte boş DANİNO kutuları ve elişi malzemeleri ile oluşturacağınız oyuncakların fotoğraflarını, dostlarınızın DANİNO hakkındaki fikirlerini paylaşacağınız daha detaylı MühimRaporlarınızı merakla bekliyor olacağız. Çocuğunuzla birlikte kaliteli zamanlar geçirmeniz dileğiyle. . .. FikriMühim Arzu 

25 Mayıs 2012 Cuma

Geçmiş Mutlu Haftasonu

Altı yıl önce Dr.Gacet, eşi, oğlu, Dr. Örtger,eşi, kızı, Dt. Dream, ben ve kızımla yaptığımız köy gezimizin tadı damağımızda kalmıştı. Hemşire arkadaşın ısrarlarıyla bir kez daha gitmeye karar verip bunu 23 Nisan tatiline denk getirmeyi düşünmüştük. Annemin havalar soğuk olur Mayıs ayına erteleseniz iyi olur demesiyle iptal oldu ve 19 Mayıs ’ta gitmeye karar verdik. Aslında gitmek isteyen, organizasyonu ayarlayan  Hülye ’de hamileliğin son zamanlarının olduğunu yolculuğa çıkamayacağını söyleyince misafir kadromuz tamamen değişti. Hava yağışlı olacak, sağanak yağacak olurdu olmazdı derken gitmemiz kesinleşti. Dr.Gacet, ben, kızım, kardeş önceden gitmişti, Dr. Pimapen, eşi oğlu, çalışanı,Dr.Şeker, eşi, Dr.Sonic ve eşi     ile kadromuzu tamamlayıp 19 Mayıs’ta yola çıktık., Dr.Gacet , Dr. Pimapen, Dr.Şeker,,Dr.Sonic ile beraber çalışıyoruz ama eşlerle hiç tanışmamış olmam beni geriyordu. Silivri 'de buluşma noktamızda toplandığımızda boşuna gerildiğimi düşündüm. Planımız akşama köyde olup ertesi sabah kahvaltıdan sonra Kaz dağlarına gitmekti. Eve vardığımızda stresimin boşu boşuna olduğunu kesinleşmişti. Haremlik selamlık yapıp sofralarımıza oturduk erkekler köy kahvesine maç izlemeye gittiler, bizde kadın kadına sohbetlere daldık. Çok güzel bir gece geçirip geç saatte yattık. Sabah kalktığımızda yine muhteşem doğal köy kahvaltısı, keçi sütü ve bilimum doğal gıdalar ile kahvaltımızı yapıp, köyde birkaç foto çektikten sonra düştük kaz dağlarının yollarına. Mesafe 1,5 saat olduğu için yapmak istediğimiz mangal keyfini yapmadık ama muhteşem manzara ile köy ekmeği ve peynir yedik, hoş sohbet muhabbet bitikten sonra düştük yollara, bardakçılar kaplıcasına uğradık. Artık dönüş vakti gelmişti, bizim cimcime anneannesinden ayrıldığı için ağlıyor, benimde gözlerim doluyordu. Ama maalesef iş güç artık beton yığınına dönmeliydik.
Şimdi sizi güzel köyümün, güzel insanları ve Kaz dağlarının muhteşem  fotoğrafları ile baş başa bırakıyorum.


                                                                 
                                                                                     

16 Mayıs 2012 Çarşamba

İlk FikriMühim Raporu


Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda kararsız kaldığım anda. Düşüncelerimin onlar için ne kadar değerli olduğunu hatırlatan bir telefon aldım. Ama bu düşüncelerimin gerçekten onları tatmin edip etmeyeceği konusunda kararsızım.
Bir zamanlar ninelerimizin sokakta oynayan bizlere ekmek üzerine ev yapımı yoğurtları sürüp üstüne de şeker veya reçel sürdükten sonra ellerimize tutuşturduğu ekmekler aklımdan gitmiyor. Az önce toz toprakla oynadığımız ellerimizin kirine, pisliğine bakmadan afiyet ile yerdik ekmeklerimizi. O zamanlar güneş sanırım bizlere zararlı ışınlar göndermiyordu. Çünkü bizim sokağa çıkma saatimiz diye bir şey yoktu. Sabah kahvaltımızı ettikten sonra hemen arkadaş aramaya gider, bulduğumuz köşelerde, sokak aralarında çamurdan evler, fırınlar yapar, anne, baba çocuk olur evcilik oynardık.
Değişen zaman ve şartlar karşısında bizim sokaklarda oynama devrimizi bitti. Şimdi apartmanlarda büyüyen çocuklar dört duvar arasında D vitamini yoksunu, birkaç saatlik park ziyaretinden başka bir eğlenceleri olmayan hale geldiler.
Mutlumuyuz ?
Çalışan ve ya çalışmayan anneler her şeyin doğal olmadığından bahsedip, ah bizim zamanlarımız deyip duruyorlar.
İşte tam bu safhada her şeyin doğalını arıyor, araştırıyor ve inceliyoruz.
Danone de bütün annelere , şehir hayatından dört duvar arasında sıkışıp kalan, doya doya toprak ve güneşle haşır neşir olamayan çocuklarımızın en büyük D vitamin kaynağını sunduğunu iddia ederek çıkıyor karşımıza.
Çocuklarınız güneşi doya doya alamıyor onların asıl ihtiyacı olan D vitamini sadece bir küp Danone ile hem ucuz hem pratik yolla onlara verebilirsiniz.
Çocuğunun sağlıklı beslenme konusunda büyüklerin önüne geçip bir disiplin sağlayamamış çalışan bir anne olarak; sadece misafiri olduğumuz ev sahibine zahmet vermemek adına alıp yedirdiğim bir ürün benim için.
Kolaylıkla meyve parçalarının şekerle bekletilip, kavanoz dibine yerleştirilerek ev yapımı yoğurt ile meyveli yoğurt ve ya peynir elde edilebiliyor.
Ama reklamları görüp etkilenen çocuğumu ve büyüklerimi her şeyin doğalının doğru ürünler ile evde yapılabileceğine ikna edemiyorum.
Bana gönderilen, ürünleri ve broşürleri ekonomik durumları ve yaşam şartları gerçekten kötü olan ailelere verdim. 4. Aydan itibaren çocuklarına yoğurt verebilecek olan annelerin çocuğuma Danone yedirebilir miyim sorusuna, bir sağlık çalışanı olarak ; bu kadar tembel olmayın her gün evde bir çay bardağı yoğurt yapabilirsiniz cevabını veriyorum.






11 Mayıs 2012 Cuma

Bu özel günlerin ben...


alıntı

Anneler günü denince  abim ile birlikte, anneme aldığımız pasta takımı aklıma geliyor. Paranın çoğu tutumlu abimin kumbarasından çıksa da ve biz annemin anasından emdiği sütü resmen burnundan getiren ikili olsak ta hediye almayı başarmıştık. Annem onları herkese bak bunu Püskül ile Yaramazca aldı der ve ikramda bulunurdu. Daha sonra bu takım annemin mutfak büfesinden düşüp ama tamamı düşüp kırılmıştı, bizde zaten doğru düzgün bir daha hediye almadık. Şimdilerde zaten her zaman yaptığım gibi annemi arar, onsuz hayatın benim için ne kadar zor olacağından bahseder ve anneler gününü kutlarım.
Benim ise tek hatırladığım anneler günüm; kayınvalidemin evinde otururken. Pazar günü kalkmış kahvaltı etmiş ve ben işlere girişmişim. Cimcime 2,5 yaşında falandı sanırım Cemo ile dışarı çıkmışlardı. Ben tuvalete merdiveni koymuşum harıl harıl duvarları siliyorum, kapı çalındı ben söylene söylene kapıya gittim kapıyı bir açtım bizim cimcime ve Cemo ellerinde çiçekler gelmişler. Gözlerim doldu benim ilk kez anneler günüm kutlanıyordu.
Sabah okula kızımı götürürken veliler toplanmış, kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı. Sonra beni de çağırdılar. Öğretmenin anneler gününü kutlamak için  hediye alacaklarmış,aralarında para topluyorlarmış.
Öğretmenler gününde aynı mevzu oldu bizim hanımiş veliler kendi aralarında para toplayıp, öğretmen hanıma altın kolye aldılar. Uyum sağlamak adına bende katıldım, zaten her şeye karşı çıkıyorum diye adımı kim bilir neye çıkarttılar hadi bende ayak uydurdum. Öğretmenler günü geldi çattı. Eee nerde hediye bizim velilerden biri öğlen verecekmiş,  kardeşim bu çocukların öğretmeni sizin değil ki .. ortada abuk sabuk işler ben kızın eline bir çiçek aldım yolladım, daha ne beklentisi içerisine girecek ki öğretmen ben anlamıyorum. Bu durumu atlattık.
Şimdi anneler günü mevzusu yahu kardeşim böyle şeyleri çocuklar düşünmeli biz değil. Kalmış ki yine bir çiçek yaptıracaklarmış. Bende tamam ben uyum sağlarım ama çocukların vermesi daha doğru değil mi diye bir fikir attım ortaya, öğretmenler günü mevzusundan içimde kalan ne varsa nazikçe söyledim. O kadar naziktim ki ben bile inanamadım kendime.
Ben anneler, sevgililer, babalar, öğretmenler… vs tüm günlerin çok mantıksız olduğunu düşünüyorum. Bu tip şeyleri metalaştırmanın, ortaya bir obje çıkarmanın, almanın bir anlamı yok.Ben kendi annem için bile hediye almaz iken ve hediye almayı yani büyük şeyler yapmayı uygun görmez iken nasıl katılayım.İşin özüne bakılırsa da aslında ver parayı kurtul al topluca bir şey geç git. Bir emek,zahmet, önem vermek yok.
Annenize, babanıza, sevgilinize ve öğretmeninize bir çiçek almak, resim çizmek, ya da yanağına bir öpücük kondurmak yeterli.

Neyse ki veliler ikna oldular çocuklar öğretmenlerinin anneler gününü kendi hediyeleriyle kutlayacaklar.

Ha bu arada bizim kardeş Jaramazca da bana anneler günü hediyesi almış ama haftaları karıştırdığı için erken verdi. Canım kuzum benim hiç gerek yoktu ama koltuklarım kabardı.
Bende ona güzel bir elmalı turta ile karşılık vereceğim . 

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Bizim evin yanardağı



Rutine binmemiş bir şey olmasa da bizim cimcime ile bazen acayip güzel etkinlikler yapıyoruz. Her şeyin rayına oturduğu, evin düzeninin daha iyi olduğu bir ortamda, haftada bir gün el işi etkinliği, bir gün sinema, bir gün tiyatro etkinliği diyorum. Maalesef bunlar olmuyor, ev bir türlü toplanmıyor, tam yaptım rahatladım diyorum 2 gün sonra bizim ev Çıfıt çarşısı gibi oluyor.
Böyle olmasının sebebi aslında benim tembelliklerim ve maymun iştahlılığım. Bazen eve giderken yapacaklarımı hayal ediyorum. Şöyle olsun böyle olsun diyorum ama gittiğimde 180 derece değişiyor her şey. Tıpkı şirinler köyünü yapmak için çeşitli hayaller kurduğum ama akşam eve gittiğimde, yaprak sarması, poğaça ve kek yaptığım gibi.
Bu etkinlikte onlardan biri bu akşam kızımla yatıp dinleneceğim, bol bol ona kitap okuyacağım dediğim bir akşam burada gördüğüm şey aklıma geldi. Boş durur muyum? Cemo nun eline de kestaneleri çizmesi için sıkıştırdım. Yaptığımız şeyi nasıl hayal ettik ve ne oldu?

Hadi yanardağ yapalım?

Gerekli malzemeler;
  • Alçı,
  • Su,
  • Zemin için köpük tabak,
  • Ağzının açık kalmasını sağlamak için, plastik şişe .(pet bardakları altını kesip kullanabilirsiniz) 


Birde benimki kadar meraklı bir kızınız olursa iyi olur.

Alçı ve su ile  hazırladığınız  karışımı köpük tabağa döküp bir zemin yapıyoruz. daha sonra üzerine plastik bir şişe veya pet bardağı ters çevirip tam ortaya yerleştiriyor ve üzerini güzelce sıvıyoruz.
Kuruduktan sonra sulu veya akrilik boya  boyayabilirsiniz.
Aslında tam bir yanardağ yapmak istedim. Ama cimcime pembe yanardağ olmasını istedi.
İşte bizim  pembe yanardağımız.Üzerindeki taşlar ev kokusu aslında .Şimdi gül kokulu yanardağımız var.
hamarat kızım 
bbir gece beklettikten sonra kuruyor, çukura karbonat  koyup , üzerinede elma sirkesi döktüğünüzde yanardağının lavlarını görebilirsiniz.
 Hazır oyuncaklarını burada görebilirsiniz.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Sütten ağzı yanan !




alıntı
Daha bu sabah çocuğunuzun okulda süt  içmesine izin veriyor musunuz? Sorusuna önce hayır deyip, daha sonra ben içmek istiyorum anne ! arkadaşlarımda içecek demesiyle evet cevabını verdim.
Peki, şimdi ne olacak? Anneler ile konuştum ben kutu süt içirmiyorum  ve bu yüzden birlik olalım dediğimde. Yoksa sen açık süt mü içiyorsun tepkisiyle karşı karşıya kalıp. Tıpış tıpış işe geldim.
Ben çocuğuma açık süt veya günlük süt içiriyorum. Ben sağlıklı olduğuna eminim. Yıllarca bize kutu süt daha iyi diye yedirdiler hayır hiçte bile iyi değil diyen bir annenin çocuğuyum ben, sütte sağdım, sütte sattım ne olursa olsun. Hiçbir ambalaj ve yahut işlem sütün sağlıklı kalmasını sağlamaz.
Buyurun birde buradan okuyun ilk ağızdan neler söyleniyor.
Ben sonuna kadar okulda süt dağıtılmasına karşıyım, ilk duyduğumda sırf tarihi geçmiş, geçmemiş olan sütleri elden çıkarmak için yapıldığını düşünmüştüm, yanılmamışım.