31 Ocak 2012 Salı

Yeni bir sayfa


Sitalopram a başlayalı 9 yıl oldu. Neden sırf geçmişi unutmak için, yeni bir sayfa açmak için.

Köy kızıydım ben. Asi, dediğim dedik, mücadeleci bir yapım vardı. Yılmazdım, bıkmazdım hiçbir şeyden. Hayallerim, sevdiklerim vardı o küçük kasaba da.
Liseyi bitirmiştim üniversiteye babam göndermedi inat ettim yine olmadı. Bir sevdiğim vardı sınıf farklılığı yüzünden olmadı. O benim kadar mücadele etmedi. Bende ona değmeyeceğini anlayınca vazgeçtim.
Çalıştım, sevdim, umutlandım, mücadele ettim. Ve artık olmayacağını benim gönlümü bu kasabadakilerin anlamadığını  anlayınca büyük bir şehre göçme vakti gelmişti.
Kimine göre bir kaçıştı bu. En yakınımdakiler tarafından sırtımdan vuruldum resmen bu dönemde, kirli olduğumu söyleyende oldu, hafif bir kız olduğumu ve kaçmam gerektiğini söyleyende. Küçük bir köyde yaşarsanız anlarsınız elalemin ağzı torba değil ki büzesin. En yakın tanıdığın bile bir sürü dedikodu çıkarır.
Motosikletle süt satan, düğünlerde bir kenarda çerez satan kızda pek ahlaklı değildi onlara göre. Şimdi o konuşanların hepsinin evlatları çok mutasıp yaşamıyorlar ama işte o zaman vurmak onlar için çok eğlenceliydi. En yakınlarım bile bu kız evlendikten sonra iki günde döner dediler.
Dönmedim ben kocamı sevdim. Ve isteyerek geldim bu şehre. Bir zamanlar acıların kadını edalarıyla geziyordum başımdan geçenler az buz değildi. Hiç unutmadım orada yaşadıklarımı, insanların söylediklerini, sevdiklerimi, özlemlerimi oradaki gözyaşlarım buradakilerle karıştı çoğu zaman. İşte o zamanlarda başladım sitaloprama her şeyi unutturuyor, sanki hiç yaşamamışım gibi hissettiriyordu.
O yanımda olmasaydı ben şimdi burada olamazdım belki de.
Şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı. Geçmişi unutma, her şeyle yüzleşme zamanı geldi.
Mutluyum beni çok seven bir eşim, bir çocuğum, işverenlerim ve hatta hastalarım var.
Artık dönmüyorum o küçük köyde yaşayanlara, yaşananlara dönmeyeceğim de.
Kararımı verdim ben artık geçmişi sildim unuttum hepsini.

27 Ocak 2012 Cuma

BUNU BİLİYORMUSUNUZ ?



Öksürüğe iyi geliyormuş...

Bir eczacıdan alınan bilgi:
“Ayak tabanlarımızın yağı emen özel bir yapısı vardır. Bu nedenle eğer tabanınıza örneğin
sarmısak sürerseniz yaklaşık 20 dakika sonra tadını ağzınızda alırsınız. Bunu bulan bilim
adamları nedenini bilmiyor henüz ama bu etki bize bir tedavi olarak geri dönüyor.
Özellikle çocuklarda (ve tabii büyüklerde) gece uyutmayan şiddetli öksürük durumunda
ayak tabanınıza güzelce Vicks merhemi sürün ve kalın bir çorap giyin. Beş dakika
içinde öksürüğün kendiliğinden geçtiğini göreceksiniz. Her zaman %100 çalışır ve
çocuklara ağır öksürük ilaçları vermekten daha etkilidir.”
NOT: Vicks yerine "china oil" de kullanılabilir.
Denemesi kolay...

birde karabaş yağını tavsiye ederim soğuk algınlığında parmağınızla ayağınızın
altına sürün yatarken eminim faydasını göreceksiniz.

Romantik gecemiz




Dokuz yıllık evliyiz daha adam gibi kocamla baş başa kalamadık. Evlendiğimde kayınvalidemle oturdum yanından ayrıldığımda abim le yaşamaya başladık kızım doğacağı zaman abim yanımızdan ayrıldığında dedem rahatsızlandı, kızım doğdu. Neyse dedem gitti biz ev alıp kayınvalidemin yanına taşındık. Kayınvalidemin yanına kaynımda yerleşince seyreyledik cümbüşü. Bu şekilde ufacık evde 8 ay kadar yaşadıktan sonra annem gidin kızım evinize dedi. Bu kez de küçük kardeşim okumak için yanımıza geldi. Velhasıl bu sene anneme yakın ve ayrı bir dairem var kızı da çanakkaleye gönderince eh biraz vakit geçiririz diye düşünüyorduk yani dokuz yıldır anca karı koca başbaşayız ya.
Dün Dr Gacet burun ameliyatı oldu bizde hacı, karlos ve ben ziyarete gittik. Bahçelievler medikal park hastanesine . Hastane tam bir muamma KBB bölümünü sorduk akşamın o saatinde bizi polikliniğe gönderdiler tabi in çık soracağın kimse de olmayınca en sonunda yemek dağıtım dolabının kapağında asılı olan listeden Gacet ın ismini oda numarasını bulup ziyarete gittik biraz kaldıktan sonra abim yakın diye onda kalayım dedim. Anca kocayla kalmışız ben eve gitmemeyi düşündüm yani aptal ben. Her neyse abim karşıda olduğunu gelmesinin bir veya iki saat süreceğini söyleyince bende vazgeçtim eve döndüm.
Samatya ssk nın acili hizmet bence süperdi
Sevgili kocacım yemekleri hazırlamış beni bekliyordu. Baş başa güzel bir yemek yiyecek televizyon seyredip çekirdek çitleyecektik. Sıcacık çorba ve yaptığım ayva reçelinden anneme götüreyim yemek yiyelim dedim. Tamam, sonra götürürsün dedi ben yine dinlemedim. Gittim birde ne göreyim annem kendinden geçmiş yatıyor. Hemen cemo yu çağırdım abim de yani kaynımda oradaydı Samatya hastahanesine gittik ben çok korktum. Aman Allahım dedim ya kalp krizi falansa neyse Samatya da hemen kayıt yaptırıp aldık içeri biraz bekledikten sonra doktor muayene etti. Serum takıldı kan alınıp röntgen çekildi. Annem inliyordu kızımı sayıklıyordu. EKG çekildi bir şey çıkmayınca rahatladım bir saatte sonuçları aldık. Doktor ben bu gün için zaten dâhiliyeye randevu aldığım için dâhiliyeye gitmemiz gerektiğini gereken testlerin yapıldığını söyledi. Serum takılıp ağrı kesici yapılınca eve geldik.
Saat 12 yi geçmişti ve benim ayaklarım şişmişti.
personel gerçekten çok  güler yüzlüydü 
Annemi yatırdıktan sonra bende eve geçip biraz ortalık toplayıp yattım. Ne romantik dakikalar geçirdik anlatamam. Aldığım cheskeki bile yiyemeden uyudum
Şu an klinikteyim sabah gidip nüfus müdürlüğünden adres kaydı yaptırıp, sağlık grup başkanlığı na evrakları verdim.
Her tarafım ağrıyor, kollarım kopuyor, çok yorgun ve hiç romantik değilim. Annem umarım kısa sürede iyileşir. Gacet da bir hafta yok. Kızımda sanırım 4 Şubatta burada olacak.
hem hizmet sunup , hem travian oynuyorlardı . 
Bence MEDİKAL PARK A göre SAMATYA SSK daha güzel hizmet sunuyordu. fotoğraflar yanlış anlaşılmasın.

26 Ocak 2012 Perşembe

Kurtlu püskülün halleri



Bu hafta içi kızımı göndereceğim için pazartesi akşamı pastacı teyzemin istediklerini almak için Eminönü’ne Yüksel ticaret e gittim. Yüksel ticaret sadece pasta malzemeleri satan bir yer.
Oraya gitmişken kendime kahve değirmeni, demir havan ve taşlı demir kaşıklar aldım. Dönüşte otobüse bindim beklemeyeyim, eve bir an önce gideyim diye kalkmakta olan otobüse bindim. Ayaktaydım otobüs hareket ettikten sonra fenalaşmaya başladım kalbim sıkışıyor nefes alamıyordum. Çok fena oldum sanki ölecektim dedim ki ben havasız kaldım unkapanın da ineyim biraz temiz hava alırım tekrar binerim. İndim biraz oturdum derin derin nefes aldım ama daha rahatlayamamıştım. Baktım daha kötüye gidiyor her şey hemen bir taksiye atlayıp kliniğe geldim. Allah tan dr Örtger nöbetçiydi EKG çektiler bir şey yok ama ben kendimi iyi hissetmiyorum çok fenayım sanki öleceğim.1-2 haftadır çektiğim nezlenin hala enfeksiyonun devam edebileceğini, sigarayı çok fazla içtiğimi söyledi serum taktılar biraz rahatladım ama baş dönmem geçmemişti daha  ama  serum bittikten sonra eve gittim.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Tablet mi? Sıvı mı?



Köyde büyüdüğüm için eski ev tiplerinin hepsini bilirim betonun içine yapılmış küçük bir oyukla şekillendirilmiş abdest alınan ve bulaşık yıkanan abdestliklerde yıkanan bulaşıkları da, hayat diye adlandırılan ahşap evlerin mutfaklarında yıkanan bulaşıkları da. Doksan sekiz yaşında vefat eden Ayşe ninemin evi ahşaptı ve ninemin bir hayatı vardı. Yani bu hayat=yaşam değil hayat=mutfak anlamında. Hayatta bir sergen = raf, rafın üzerinde dizilmiş teneke ve bakır kap kacaklar. İbrik ile ahşapta oluşan oyuktan suyun dökülmesiyle yıkanan bulaşıklar. Ninemin evine alüminyum bir lavabo taktıklarında nasılda sevindiğini yavrum neler çıktı millet ne kadar rahatladı ama doymuyorlar dediğini hatırlıyorum.
Ayşe ninem dedemin annesi dir bu arada 17 ağustos 2000 yılında vefat etti nur içinde yatsın.
Ninemin dediğine bakarsak; şimdilerde hanımlar buna bende dâhil mutfağımızda her şeyi yapabileceğimizi elektronik ürünler var. Bunlardan biride hiç kuşkusuz bulaşık makinesi.
Zamanını yettiremeyen herkesin kurtarıcısı.                                    
Yeni evimizde mutfak çok küçük olduğu için o kadar küçük ki bulaşıkları yıkadıktan sonra koyacak yer yok, sırf saatlerce bulaşık yıkamaktan kurtulayım diye alaturka tuvaleti kapatıp bulaşık yıkama odası yaptım. Bir odadan bir odaya geçirmek gerekse de benim gerçekten büyük kurtarıcım oluyor evin sanki diğer hanımı gibi hem her yeri çar çabuk topluyor hem de tertemiz yapıyor.

20 Ocak 2012 Cuma

Kolay rulo pasta


Son anda bu fotoğrafı çekmemiş olsaydım daha iyi fotoğraflar çekebilirdim ama kliniğe getirdiğim anda aklıma geldi fotoğraf çekmek. Düzeltme yapmama rağmen bu kadar düzeldi.
hindistan cevizi tüm tatlılara yakışan lezzetli bir meyve özellikle şerbetli tatlılarda üzerini süslemek için kullanabileceğiniz ekonomik ve oldukça kullanışı dekor malzemesi. sadece pasta süsü değil aslında hemen hemen bütün tatlılarda kullanılabilir.
Ben hindistan cevizini çok severim . Bu tarifi  anne kaz ın sitesinde  ilk gördüğümde kesinlikle yapmalıyım dedim hem pratik hemde pişme derdi yok. Tarife aynen uydum diyebilirim sadece 3 paket bisküvinin 2 paketini kakaolu kullandım. Eşim margarin koktuğunu söyledi ve yemedi ama kayınvalidem beğendi kliniktekiler de beğendiler.
Bence margarini 2 kaşık yerine 1 kaşık kullanırsanız daha hafif olabilir.Denemedim ama daha iyi olabilir. ben terem yağ kullanıyorum bununda ağır olmasına etkisi olabilir. Tarif için buyrun    ANNE KAZ ın misafiri olun.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Haram ile harem arasındaki tek fark æ harfimi acaba ?



Geçenlerde twitter den bu soruyu sormuştum . Bakınız GooGle amcanın ilk danışmanı ne diyor

HAREM
Harem (Osmanlı Türkçesi:الحريم من أنا همايونHarem-i Hümayun) lûgatte korunan, mukaddes ve muhterem yer anlamına gelir. Ev, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak bir şekilde planlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri kısımdır. Burada yaşayan kadınlara da harem deniyor olması, İslamiyet'in bu bölümlere, özellikle hane kadınlarıyla belirli bir kan bağı dışında kalan erkeklerin (nâmahrem) girişini yasaklamasından kaynaklanır.

Osmanlı İmparatorluğu'nda harem [değiştir]

Devlet içinde yer edinmeye başlayan haremin İki temel fonksiyonu vardır. Birincisi Padişahın özel yaşamını sürdüğü ve eş bulduğu yerdir[kaynak belirtilmeli]. Fatih'le birlikte şehzadeler yabancı hanedanlarla evlenmeyi bıraktıklarından bu çok önemli ve hanedanın devamı için vazgeçilmez bir fonksiyondur[kaynak belirtilmeli]. İkincisi bir okuldur. Enderun mezunu devşirme gençlerle sarayda eğitim almış cariyelerin evlendirilmesiyle eğitime dayanan bir aristokrasi kurulmuştur. Padişaha ve hanedana bağlı bir aristokrasi yaratılmasını sağlamak için cariyelerin eğitilmesini sağlayan kurumdur.
Osmanlı’da harem, herkesin giremediği bir ortamdı. Sözcük olarak harem 'dokunulmaz, kutsal' anlamına gelir. Bilinenin aksine Osmanlı'da 'Harem-i Humayun', devlet adamları yetiştiren 'Enderun' mekteplerine paralel bir kurumdu.
HARAM
 (Arapçaحرام), İslam dini terimi. Efâl-i mükellefin'dendir. Din kurallarına aykırı olan, dini bakımdan kesinlikle yasak olan eylemleri tanımlar. Arapça kökenli bir sözcüktür. Bugün Türkçe'de genel anlamda "yasak" manasında ve diğer dinlerde yasak olan davranışları tanımlamakta da kullanılır.
Haram İslam dininde Allah’ın (fıkıh bağlamında 'Şâri'nin') yapılmamasını mutlak biçimde emrettiği fiillere verilen genel isimdir. Örneğin, şarap (içki) içmek, zulmetmek veya adam öldürmek haramdır.
İslam'da haramlar ayet ve hadislerle Müslümanlara bildirilmiştir. Örneğin:
"De ki: "Rabbim, ancak açık, gizli bütün hayasızlıkları, her türlü günahı, haksız yere isyanı ve Allah'a, hiçbir zaman bir delil indirmediği herhangi birşeyi ortak koşmanızı ve Allah'a bilmediğiniz şeyler yakıştırmanızı yasakladı." (A'râf suresi, 33)[1]

14 Ocak 2012 Cumartesi

Girls On Blog: Beyaz Ev Agva'dan hediye ! :)

Girls On Blog: Beyaz Ev Agva'dan hediye ! :): Merhabalar:) Ben 2006'dan bu yana blog yazan ve düzenli olarak okuyan birisi olarak bu dünyanın gerçekten de çok farklı ve pek çok şey üze...

yorumlar

pratik öneriler

Eğer bu yazıyı okuyorsanız, büyük ihtimalle çalışan, çocuğu olan ve evdeki işleri nasıl yetiştireceğim diye düşünen birisinizdir mutlaka. Aşağıda okuyacaklarınız; tam anlamıyla benimde uyguladığım şeyler size her şekilde yön gösterecek emin olun.

13 Ocak 2012 Cuma

Klasik Ve Elegant: Ocak ayi cekilisi...

Klasik Ve Elegant: Ocak ayi cekilisi...: Hayirli aksamlar, dostlar. Nasilsiniz? Bugün size hos bir sürprizim var, umarim hosunuza gider. Bir cantasever olarak, ikinci cekilis he...

yorumlar

Dereotlu poğaça

Yemek blogu olma yolunda ilerliyorum galiba :)Ne zaman yaprak sarması yapsam mutlaka dereotu kullanırım bu benim için vazgeçilmez .Annem dereotunu hiç sevmez hiç de koymaz illa annem gibi olmak zorunda değilim ama kız çocukları hep anneden gördüğünü uygularmış ama annem benim gibi dereotu , nane , maydanoz hastası değildir . Bu yeşillikleri bir zamanlar dalından koparıp yerdim . ahhh şimdi nerdeee . İstanbul işte. bir kaç kez bahçeye ve saksıya denesemde maydonozu da naneyi de dere otunu da tutturamadım .nenem her köye gittiğim de dereotlu bir sarma yapta yiyelim der benim ki başka olurmuş. artık ellerimden mi yemek istiyor yoksa gerçekten beğeniyor mu bilemiyorum.bende her dolmada 1 demet dere otu alırım . dolmadan sonra da mutlaka dere otlu poğaça olur çünkü ben dereotu ile yapılabilecek başka bir şey bulamadım henüz . Aşağıdaki tarif te onlardan biri ve her şey yine göz kararı ama ben ölçü vermeye çalışacağım.


Yorulmuş dinlenen hamur :)
 MALZEMELER:
2 Yumurta birinin sarısını ayırın üstüne sürmek için
1 yemek kaşığı TEREM yağ. ( ben terem yağ kullanıyorum)
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1/2 su bardağı süt
1 dr öetger toz maya
1 tatlı  kaşığı tuz ve şeker
1/3 demet dereotu
 3 su bardağı un yani kulak memesi kıvamında olacak.
Azıcık sıcak su . keke konuluyor bunda deneyeyim dedim oldu

süslendiler fırına girecekler

Ben üstlerine bıçak ile çizik yaptım bekliyorlar 

masamda hafif ısırılmış şekilde kalan lokmam



YAPILIŞI;

Un ve dereotu  hariç bütün malzemeyi karıştırın.Unu azar azar ekleyin . İstediğiniz kıvamı yakaladığınızda dere otunu ekleyip biraz daha yoğurun . 1 saat kadar oda ısısında bekletin .1 saat sonra kabaran hamurunuz dan ceviz büyüklüğünde parçalar alarak eliniz ile açın. içlerine lor peyniri koyup kenarlarından kapatın. Yağlanmış fırın tesisine dizin ve üstüne ayırdığınız yumurta sarısını fırça yardımıyla sürün ve zevkinize göre susam ya da çörek otu serpip 140 c fırında yaklaşık yarım saatte pişiyor.
  AFİYET OLSUN 

bekarhanede çupraa

Bizim evde balık hep kızartma yapılarak yenilir. Fırında balık falan yapsam Cemo hep burun kıvırıyor. Bu yıl her akşam Samatya dan geçerek eve geliyorum . Cemo' ya hafta da bir gün balık günü yapalım dedim ama ben yemem dedi. Bizde akşam yemeğine gelmediği zamanlarda kızım ile ikimiz için yapıyoruz Samatya dan alınmış taze balıklar gerçekten lezzetli :) Bir türlü gölünü yapamadım Cemo nun illa ton balığı yiyecekmiş . Kendinize alın bana da ton balığı alın diyor.
Hafta sonu abimlerde balık yapalım diye konuşmuştuk.Carrefoursa dan çupra aldık. Eve gelip hazırladım sonra doğum günü için Ataköy 'e gittim ordan döndüğümde fırına verdim yanına güzel rokalı salatayla gerçekten nefisti.

YAPILIŞI ; 
  • 4 adet çupra
  • 1-2 adet havuç varsa tabii
  • 4 adet orta boy soğan tabi yoktu 2 adetle yaptım ben malum bekar evi burası 
  • karabiber
  • pul biber 
  • kekik 
  • tuz


11 Ocak 2012 Çarşamba

HEDİYE FOTOĞRAF MAKİNASI İSTERMİSİNİZ ?



Fotoğraf makinesini yeni aldık ama eklediğim resimlerden anlaşıldığı üzere çok iyi değil. Sizde benim gibi bende  fotoğraf makinesi kazanmak istiyorum diyor iseniz; 
Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D KitManfrotto 055XProb tripod ve Kata123Go-30 fotoğraf çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

10 Ocak 2012 Salı

Bekar evine kup kek :)



Cumartesi akşamı abimlerdeydim. İki bekâr ziyaretiydi. Kardeşim ile abim aynı evde yaşıyorlar bu evde benim eski evim abime sattım evi. Yani abim bize destek olabilmek için aldı evimi.3+1 olan dairenin 2 odasını kiraya veren abim şuan zenginliğine zenginlik katmakta. Bende kazansın istiyorum daha da zenginleşsin ki nasıl olsa evlenmiyor bana kalacak J hehehehehe
Bu cup kekleri onlara hazırladım. Yaprak sarma ve yer elması da yanında eşantiyon olarak gitti J
Kup kek tarifi ;                                                                     
Malzemeler;
  • 3 yumurta
  • 1,5 su bardağı şeker
  • ½ su bardağı süt
  • 1 çay bardağı margarin
  • ½ çay bardağı sıcak su (bunu yine bir pastacıdan öğrendim)
  • 1 paket vanilya        
  • 1 paket kabartma tozu
  • Portakal kabuğu reçeli, üzüm, kayısı
  • 2,5 su bardağı un kıvamı size kalmış ben genellikle krema kıvamında yapıyorum

Yapılışı;
Yumurta ve şekeri beyazlaşana, yani şeker iyice eriyene kadar çırpın. Sonra süt margarini ekleyip biraz daha karışıma yedirin. Sıcak suyu ekleyin biraz daha karıştırın. Unu kabartma tozunu ve vanilyayı ekleyip, unu iyice yedirin. Krema kıvamını almış ise; meyveleri katabilirsiniz. Evde portakal kabuğu reçeli vardı ben ondan kattım gerçekten güzel bir tat verdi. Daha sonra kup kek kalıbına kek kâğıtlarını yerleştirin. Yaklaşık 2 yemek kaşığı kâğıtlara eşit şekilde koyup, önceden ısıtılmış 140 c fırında 20 dk fırına göre değişebilir pişirin. Afiyet olsun .

9 Ocak 2012 Pazartesi

Eski tencereler nereye giderler ..


Şimdi Sattığımız evi yeni aldığımızda ben kiradaydım. Evi aldık ama ben kayınvalidemin yanına taşınmak zorunda kaldım. Kızım 6 aylıktı ve ben çalışıyordum. Bu dönemde çalıştığım işyerine yeni bir hemşire başladı. Aldığımız ev boş duruyordu sadece eşyalarım içindeydi ara sıra da gidiyorduk. Hemşirenin küçük çocuğu vardı, 6 aylık falan ama kızın yüzünden hep hüzün akıyordu. Birkaç kez konuştuğumuzda eşinin çalışmadığını ve başından birkaç kötü olay geçtiğinden bahsetti. Kaldıkları evde çok kötüymüş bende benim evimin boş durduğunu onların kalabileceğini söyledim onlar illa bir kira belirlensin dediler. Bizde çok cüzi bir fiyata evimizi eşyalarıyla kiraya verdik. İşyerinden 1 ay sonra ayrılan kız, 1 ay sonrada evden kaçtı hem de hiçbir şey söylemeden. Üstüne elektrik, su ve doğalgaz borçlarıyla. Allahtan az kalmıştı birde uzun süre kalsaydı ne yapardım?

8 Ocak 2012 Pazar

BROWNİ KURABİYE SEVENLERE


Doğum yaptığımda; tam 11 kilo aldım yani bu kilolar doğumdan sonra alındı. Hamile iken 8 kilo alan ben. Normal halime dönüp ondan sonrada 11 kilo almıştım şuan hamile kalmadan önceki kilomdayım tabii kolay olmadı ve 6 yıl geçti.
Hiç unutmuyorum canım öylesine brovni çekmişti bir gün kar lapa lapa yağıyor. Hazır brownilerden almak istemiyorum. Nasıl yaparım tarifi nasıldı diye aramadık kimse kalmamıştı. Örtgerin danışma hattını bile aramıştım o kadar yani.
Tabi bu olaydan sonra eve kutuyla brovniler alınmaya başlamıştı. browni tadının yanında, 11 kilo olarak bana dönmüştü.
Bu vereceğim tarif tam browni severlere göre gerçekten lezzetli. Tam browni tadında muhteşem lezzetli. Ayrıca tarifinde bir pasta uzmanından alınmış olması büyük ayrıcalık bence.

  
Malzemeler;

  • 1 yumurta
  • 125 gr margarin
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 1 kabartma tozu
  • 1 su bardağı dövülmüş ceviz(evde ceviz yoktu ben üzüm koydum gayet güzel oldu)
  • 1 vanilya
  • Aldığı kadar un (kulak memesi kıvamına gelecek, kurabiye hamuru düşünün J)
Üzeri için;

  • 1 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı süt
 Yapılışı;

Yumurta, margarin ve kakaoyu iyice karıştırın. Kabartma tozu ve vanilyayı koyun azar azar unu ilave ederek güzelce yoğurun. Kulak memesi yumuşaklığını elde ettiğinizde cevizi katarak biraz daha yoğurun. Elinizde ceviz büyüklüğünde yuvarlak toplar yapıp biraz yasıltın ve tepsiye dizin. 140 C fırına 30 dk pişirin. Bu arada 1 bardak süt ile şekeri güzelce eritin. Fırından çıkardığınız sıcak kurabiyelerin üstüne dökün yaklaşık bir saat sonra sütünü çekmiş oluyor. Ama bir gece bekletirseniz daha yoğun kıvamlı ve lezzetli oluyor. Afiyet olsun.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Her eve bir tavşan

İnsan çocuğu olduğunda çeşit çeşit şeyler yapıp herkesten farklı  giydirmek , süslemek istiyor. Değişik olsun benim olsun diyorsanız yada hediye etmek istiyorsanız yapım aşamaları buradaaa.Dikişten az da olsa anlıyorsanız makineye bile gerek yok. Patileri için buyrun .

6 Ocak 2012 Cuma

Neden işimi bırakmadım 2


   Daha önce işi bırakmamamla ilgili bir yazı yazmıştım.Okumak isteyenler olursa BURADA
6 Aralık sabahı işe geldim. Her zamanki gibi kızımı okula bıraktım. Aynı yoldan yürüyerek, yine levent erimi dinleyerek işe geldim.
Son zamanlarda dr örtger bana karşı tavırlarını değiştirmiş, aşağılayıcı sözler söylemeye, olmadık sebeplerden kızmaya başlamıştı. Zaten böyleydi örtger her zaman herkesin beğendiğini beğenmez beğenmediğini beğenirdi. Ufak tefek iş yanlışlıkları yüzünden kızardı ama bunlar tabela neden kapatılmamış, defterler neden düzgün tutulmamış, akşam nöbeti neden kötü geçmiş v. b. Gibi ufacık sebeplerle kızar bende derdim ki örtger böyle napalım işte.
26 ağustos 2011 de yani kadir gecesi günü; 20 TL ustaya fazla para verilmesi nedeniyle örtger ağzına geleni söyledi. Benim onu suçladığımı, bazı şeyleri ben biliyorum diye diklendiğimi, yaptığım işleri kafasına kaktığımı dile getirdi. Bende bir sulu göz olarak her zamanki gibi ağlamaya başladım ama bu söylediklerini öyle aşağılayıcı ve hiddetli bir şekilde söylüyordu ki benim ağlamamam imkânsızdı. Ben sadece neden bana böyle davranıyorsunuz, neden sadece bana böyle davranıyorsunuz diyebildim ve ağlayarak eve gittim. Berbat bir gece geçirdim. Ertesi gün işe geldiğinde; kapıdan girer girmez tamamı bittimi özür dilerim dedi. Bende bitmedi deyince tamamen çıldırdı. Bağırdı çağırdı. Bütün günde sanki ben orada önemli biri değilmişim, kendimi önemli zannediyormuşum gibi davrandığımı hissettirdi akşam olup teslime gittiğimde; otur dedi akıllıca konuşalım.
Yine aynı şeyleri tekrar etti. Bende sadece kendimi aşağılanmış hissettiğimi, benden başka kimseye bu şekilde davranmadığını söyledim ve çıktım. Bundan sonra zor bir bayram tatili beni bekliyordu. Moralim bozulmuş, kendimi ezik gibi hissediyordum. Allah ım ben ne yaptım dedim evi sattım, düzeni bozdum ve bu küçücük eve yerleştim sırf bu işe devam edeyim diye. Bayram tatilini yatarak moral bozukluğuyla geçirdim.
Köyden bayram tatilinden döndükten sonrada örtgerin tavırları değişmedi. Olmadık sudan sebeplerde bağırıyor ve aramızda negatif bir şey olduğunu her seferinde hissettiriyordu.
Bende rahatsız oluyordum ama napıcağımı bilmiyordum. İş uğruna evi satmış, düzeni bozmuştum hem de tam kendimi ev hanımlığına hazırlamışken. Anti depresan almaya başladım; ilk başta 60 mg kadar aldım ruh gibiydim kimseyi görmek ya da konuşmak istemiyor, her şeyi bırakmıştım. Bardağı taşıran son damlada ;AÖF kayıtı için gitmem gerekiyordu dr gacetle konuştum . Sabahtan gelip işlerimi halledecek öğleden sonra da kayıt için gidecektim. Dr örtger öğleden sonra geldiğinde izin vermedi yarın sabahtan git dedi. Bende sabahtan kızımı okula bıraktığımı ve sıranın çok olduğunu söyledim. Oda sılada bir gün okula gitmeyiversin kusura bakma sabah erkenden hallet 9 da burada ol dedi. Tabi benim beynimden kaynar sular dökülmüştü. O zaman dedim ki bu örtger artık beni istemiyor kafasında bir şey var ama oturtamıyor. Birkaç gün düşündükten sonra. 6 Aralık sabahı işe geldim ve artık bu işin böyle yürümeyeceğine karar verdim dr gacet ın odasına girdim ve ayrılmak istediğimi belirttim. Durumumu dile getirdim. Çok realist düşünmediğimi falan filan söyledi ama kabul etti. örtgere söylemiş oda benle konuştu olan birşey yok falan filan dedi. Bazı kararların doğru kararlar olmadığını, bu kararında doğru olmadığını söyledi tabi geçmişteki olaylardan da bahsetti yok öyle bir şey dedi.

5 Ocak 2012 Perşembe

AYAKKABI SÜSLEME


   Kızım  anaokuluna başlarken, öğretmeni içerde giyebilecekleri rahat kullanımlı bir ayakkabı almamızı istedi. Diğer anneler panduf gibi bir şey mi olsun diye sorduklarında. Sınıfın sıcak olduğunu panduf ayakkabıların çocukların ayaklarını terlettiğini, eve gitmek için çıkardıklarında ayaklarını üşüttüklerini söyledi.
Tam yaz sezonun bittiği donemde açık ve tokalı ayakkabı bulma konusunda epey zorlandık. Neyse ki bu ayakkabıları bulduk. 5 liraya hem ben hem kızım rahatlamıştı. Tamda kızımın istediği gibi, parlak boncuklu ve kolay giyilebilir bir ayakkabıydı.Zamanla bir tanesinin üzerinde ki boncuk düştü o getirdi ben silikonladım, o yine getirdi ben silikonladım. Bir gün getirdiğinde ikisi de kopmuştu. Kızım nasıl ikisi de koptu dediğimde. Ben koparttım biri kopuyor diğeri neden kopmuyor? Böylelikle ikisine aynı olan bir şeyler yaparız dedi. hahahha ama ben yine geri gönderdim. Tembellik işte akşam yemekti, bulaşıktı, temizlikti derken canım hiçbir şey istemiyor. Ama son getirişinde artık dayanamadım evde ne kadar boncuk varsa topladım, gazetenin üzerine hepsini koydum. Hangi boncuğu koymak istiyor ise tek tek iğne iplik ile diktim. Tam istediği gibi, rengârenk boncuklu bir ayakkabı oldu. Bu işi de böylece noktayı koyarak bitirmiş olduk. Umarım boncuklar düşmez. Sonuç aşağıda buyurun bakalım beğenecekmisiniz?

4 Ocak 2012 Çarşamba

EYVAH KOCAM YOK !


Bu  eve taşındığımızda beri, zaten olmayan düzenimiz iyice bozuldu. Ev doğal gaz sobalı. Bir salonda birde küçük odada. O kadar küçük ki sobayı ayarlamadan önce iki çekyat açılmıyordu. Düşünün işte. Neyse sobayı ayarladı eşim. Mesleği olması nedeniyle birde artık açılmayan çekyatta kıvrılıp yatmak zor geliyordu yoksa hayatta yapmazdı.
Hal böyle iken o küçücük odada televizyon, iki çekyat  ve kızımın kıyafetleri oyuncakları var. Yemek yiyor, uyuyor, TV seyrediyor, ders çalışıyoruz, kitap okuyoruz, her şey bu küçük odada oluyor. Yatak odası, balkon ve salon buzdolabı görevi görüyor . Bazı akşamlar hadi kız uyusun bizde biraz sohbet edelim konuşalım diyoruz ama nafile biz uyuyup kalıyoruz, kız hala televizyon seyrediyor. Yani biz onu değil o bizi uyutuyor.
Yine öyle bir gece geçirdik. Hadi uyu kızım derken masal anlatırken ben de eşimde uyuya kaldık.

3 Ocak 2012 Salı

Kendime not !


Bu yazdıklarım ; bana, sana, okuyan herkese not. bu sözleri Twitterde veya Facebook ta paylaşınca buz gibi  eriyip gidiyormuş gibi  gibi hissediyorum. Burasıda benim değil mi ? O zaman duygularımı hissettiklerimi paylaşabilirim. 
EYY...İstanbul işim ,aşım, emeğim ,varım, yokum sende ama gönlüm sende değil.
Sen yokken ben sensiz olmanın ne kadar acı olduğunu öğrendim.
Her gün karşılaşacağımızı hayaliyle aynı yollardan yürüdüm.
Seni bekledim. 
Seni unutmadım, sen peki beni unuttun mu?
Her gün senin için yazdığım anılarımı,gözlerimi, ümitlerimi, bekleyişlerimi, göz yaşlarımı, kaçışlarımı....
Unutma beni olur mu? 
Ben başka bir şehirde, seninle nefes alıyorum .