30 Ocak 2013 Çarşamba

VİŞNELİ ANILARLA ,VİŞNE ÇEKİRDEĞİ YASTIĞI

Lise de okurken, yaz tatillerinde iki üç günlüğüne üç beş kuruş kazanma derdine gittiğim sebze meyve fabrikası yani dondurulmuş ürünler deposu vardı.
Adam akıllı bir çalışma hayatı olmasa da otobüsle köyün sapağından alındığımız köydeki hemen hemen bütün kızların yaz tatillerinde gittiği bu fabrika bizim için bulunmaz nimetti. Akşam beş gibi yola çıkıyor altı gibi iş başı yapıyor sabaha kadar durmadan çalışıyorduk. Sabah eve geldiğimizde hem sabahın ayazını yemiş hem de soğuk hava deposunun soğuğunda donmuş oluyorduk. Öyle ki ellerimin sertliği ve şişliği işi bıraktıktan bir ay sonra geçmişti .
Vişne önce saplarından ayrılır, ardından kasalarla çekirdek makinesine gelir, çekirdeğinden ayrılan vişneler tekrar bandın üstüne dökülür ve işçiler tarafından son bir kontrolden geçip, soğuk hava deposuna gönderilirdi.
Benim görevim ise vişne kasalarını çekirdek makinesine boşaltmak ve eşit şekilde makinenin içinde dağılmasını sağlamaktı. Soğukta ellerim uyuşuyor, vişne kasalarını tutmakta zorlanıyordum. O gün vişne kokusundan da kendisinden de nefret ettim, bir daha gitmedim zaten. Daha rahat,  mesai saati az olan başka bir fabrikaya gittim.


Dün akşam vişne çekirdeklerini çıkarttığımda burnuma ezilmiş vişne kokusu geldi. Bu yaz; vişne reçeli ve dondurucuya koymak için çekirdeklerini ayıkladığım vişneler de aynı kokuyordu.
Vişne çekirdeği yastığını ; takip ettiğim bir blog’da görmüştüm. Bebekler de gaz sancısına da iyi geldiğini sıcak ve soğuk kompres yapılabildiğini öğrendiğimde; ayıkladığım vişnelerin çekirdeklerini atmıştım. Bunlar sonrasında dondurucuya koymak için yaptığım vişnelerin çekirdekleri.

ÇEKİRDEKLERİN HAZIRLANIŞI VE YASTIĞIN YAPILIŞI:

1-      Çekirdekleri çıkardıktan sonra ben birkaç kez yıkayıp güneşte kuruttum ama aslında 3 kez suyunu değiştirerek bekletmek, 3 gün sonra 1 yemek kaşığı tuzla kaynatmak ve meyve artıklarının tamamen temizlemek gerekiyormuş.
2-      Günlerce acaba nasıl diksem, makinede şeritler halinde dikip içine mi yerleştirsem, kumaş mı alsam derken evde nereden geldiği belli olmayan bu yarı keten, yarı pamuk kumaşı buldum. Kumaşın yarısını kesince büyük olduğuna karar verdim daha fazla kesmeye kıyamadım, katlayıp elde diktim.
3-      Sıra süslemeye geldiğinde benim gibi meraklı ve yetenekli bir kızınız olmalı. Bize göre çizdiğimiz vişneyi Cimcime büyük bir zevkle kumaş boyası ile boyadı.
4-      Dört katlı diktiğimde her gözüne ayrı ayrı çekirdekleri koymayı düşündüm, sonradan vazgeçtim. Bu yaz yeni çekirdeklerle bu çekirdekleri tekrar temizleyip, yeni bir yastık dikmeyi düşünüyorum.
5-      İşte güzel kızımın ellerinde şekillenmiş vişne çekirdeği yastığımız.
6-      Bu fotoğrafta başka bir açıdan!
  Şimdilik doğal gaz sobasının üzerinde ısınan vişne çekirdeği yastığı yazın buzdolabına girecek, bizi serinletecek. Yastığı ıslak ve havasız bırakmamanız gerekiyor küflenebilir.
Piyasa değişik formlarda satılan bu yastığı,kendinizin yapmış olmasının verdiği mutluluk paha biçilemez.

28 Ocak 2013 Pazartesi

İLK YARI YIL RAPORU


Yedi ya da sekiz yaşlarında idim. Babam'ın eski tip mavi burunlu tepesinde büyük erkek kardeşimin isminin yazılı olduğu bir kömür kamyonu vardı.
Kamyonla anneanne veya teyzemlere giderken çekirdek ailemiz sıkış tepiş içinde otururdu. Önce ilçenin içine giren babam ilk kavşaktan sapar ve dış yola çıkardı.
Hep döndüğümüz o kavşağın solunda kocaman bir tabela asılıydı. Satılık bina yazan kısmını okumuştum ama nedense üstündeki yazıyı bir türlü sökemiyordum. İlk geçişte ''müs' ü ''söktüm 2. Geçişte ''ta 'yı'' 3. De ''kil 'i '' ve en sonunda birleştirdim. Müs- ta- kil  evet ama ne demekti onu anlamamıştım. Her geçişte okumaya ve anlamaya çalıştım acaba yanlış mı okuyordum bilemedim. Sekizinci veya dokuzuncu geçişte yani üstünden sanırım bir yıl geçmişti, anneme;
-          Anne müstakil ne demek?
Diye sordum.
Annem tek katlı bina anlamına geldiğini söyledi ve ben artık okuduğum kelimenin anlamı olduğunu bulmuştum. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam.
Şimdi benim kızım 7 yaşında.
Eline geçen bütün kâğıt parçalarını, TV de gördüğü yazıları, yolda gördüğü bütün harfleri ve kelimeleri sökmeye çalışıyor.
Dedesini görmeye gittiğimizde ‘’oto park tabelasının ‘’oto ‘’kısmını okudu ve çok heyecanlı idi.
Aynı heyecanı bende yaşıyorum.
Bu heyecan bazen yerini strese bazen ilgisizliğe bırakıyor. Akşamları evimizde ders kaosu yaşanıyor. Kelimeleri ezberleyen kızıma öfkelenerek ve sinirlenerek geçiyor.
Hani öyle güllük gülistanlık değil.
Ders yapmak istemiyor, erken uyumak istediğinde dersler bitmiyor, dersler bittiğinde erken uyumak istemiyor.
Bir gün anneaaaa bu nasıl demediği, her dakika bildiği şeyi tekrar tekrar göstermemi istemediği gün yok. e bende yemek yapayım, bulaşık yıkayayım, kitap okuyayım derken ne ona ne kendime vakit ayırabiliyorum.
Böyle sinir, stres ile kah ağlayıp kah gülerek geçirdik yarıyılı. Hani benim yanlışlarımda yok değil. Birgün matematikten sıralama ödevini sıralamadan gönderdim. Sayıları olduğu gibi altına yazdı ve gitti.
Kırmızı kalemle çizilmiş koca bir soru işareti ile geri geldi. Ertesi gün düzeltip gönderdik.
Bir gün''İ ''harfini anne yanlış yaptırıyorsun demesine rağmen benden iyi mi bileceksin diyerek ters yaparak gönderdim.
Sonuç; kırmızı kalemle çizilmiş koca bir soru işareti ve düzgün yapılmış ''İ'' ile ödev geri geldi.
İŞTE BİLMİŞ ANNENİN TERS ''İ'' LERİ
Çok şükür başka ödev hatamız da olmadı.
Ama dönemin son bombası bizim evde şöyle gelişti. Okulda süt içebilmesi için onay formu gönderdiler. Geçen yıl izin vermemiştim ama bu yıl istersen içebilirsin çünkü beslenmende kutu süt koyuyoruz dedim. Sen kararını ver ona göre onaylayacağım dedim. Cevabı aynen şöyle idi;
-          Anne zaten piyasadaki sütler çok iyi bir şey olabileceğini zannetmiyorum.
Cemo ile ikimiz bu kararını saygı ile gülerek karşıladık.
Bizim için 2012-2013 yılı eğitim öğretim 1. Yarıyılı gülerek, ağlayarak, sinirlenerek, sevinerek ve birçok yazıyı çözmeye, tabelaları okumaya çalışarak geçti.
Karnesini alan kızım şimdi 2. Döneme hazırlanıyor. Anne çok ders çalışmak istiyorum diyor.
Sonuna kadar umarım böyle gider hep derslerini çalışır, artık kelimeleri ezberlemekten vazgeçer.
Kelimeleri ezbere olmadan okumaya çalışırken ağzının girdiği değişik şekillere, akşamları evdeki ders yapma , yemek hazırlama ,TV yi açan eşe bağırma , TV yi bırakıp Bilgisayara giden  oda olmayınca telefonla oynamaya başlayan evin erkeğine bir türlü laf anlatamama durumuna , ortalık toplama kaosuna daha fazla dayanamayıp cinnet geçirebilirim.

25 Ocak 2013 Cuma

Kalem çöplerine elveda

Kızım okula başladığında beri ,evde bir kalemtıraş artığı yığınıdır gidiyor.Parkelerin üstüne düşen kırılmış kalem uçları ; siyah lekelere ve çizilmelere neden oluyor.
Bir mama veya reçel kavanozu , metal kalemtıraş bu kurtarıcı düzeneği yapmak için yeterli olacak .Bir zamanlar sınıfın zengin çocuklarında bulunan metal kalemtraşlar da şimdi çok ucuza satılıyor.Kapağa sabitlemek için silikon kullanmayı düşünüyorum. eğer tutmaz ise ileri teknikleri deneyeceğim.
Kolay gelsin size de. 

24 Ocak 2013 Perşembe

İlkler

Okuma yazmayı öğrendi,üstüne kitabımı imzalamış.

Bir tarif , bir anı .


Her yaptığım yemeğin ve tatlının bir anısı var bende! Bazen acı, bazen ufak bir tebessüm hissediyorum.
Bal kabağı böreği de öyle… Börek dendiğine bakmayın aslında yufkalı bal kabağı tatlısı demek daha doğru olur.
Her bal kabağı alışımda ve tatlısını gördüğümde ninemin kabakları rendelemek için nasıl uğraştığı canlanıyor gözlerimde.
Bir gün okuldan eve gelip, kurt gibi acıktığımı söylediğim ninem hemen elindeki bal kabağı tatlısını sobada alt üst edip önüme koymuştu, o lezzeti hala unutamıyorum.
Hatırımda tek kalan tat o değil aslında.
Büyük erkek kardeşim üniversiteye başladığında annem boşluğa düşmüş gibi olmuştu. Lise ikiye başlamıştım. 1. sınıfa giderken büyük erkek kardeşimle okuldan geldiğimizde hazır olan yemek, evde olan annem artık ben geldiğimde evde olmuyor ya bahçede ya da bir komşuya gitmiş oluyordu.
Bir gün buna itiraz ettim, beni önemsemediğini söyledim. Kız olduğumu her işimi kendim yapabileceğimi söyleyen annemin yanında babamda orada olduğu için bu itirazıma babamda karşı çıktı ve her şey tepe taklak oldu. o akşam hiçbir şey yemeden yattım. Gece çok acıkmış olarak uyandığımda mutfak tezgâhının üzerinde kabak böreklerini gördüm nasıl acıktıysam hepsini yedim. Bu olaydan sonrada ne ben eve zamanında geldim, nede geldiğimde annem evde oldu. Zamanla bende zaten ev dışında her yerde takılmaya başladım.
Bir zamanlar kız olduğumu her işimi kendim yapabileceğimi söyleyen babam ameliyat olup İstanbul'a döndüğünde hastalıklarımız sebebiyle bir türlü görmeye gidemedik. Pazar günü bizim için onu görme vakti gelmişti artık. Sabah erken kahvaltımızı ettikten sonra ben yufkalı balkabağı tatlısını hazırlamaya koyuldum. Bu anılarda birer bire gözümde canlandı.
Her tarifin ayrı bir anısı var işte, geçip giden günlerde hep tatlı anılarla dolsun inşallah…

Yufkalı bal kabağı tatlısı;

Malzemeler;
  •  ½ kg Bal kabağı (miktarı siz ayarlayabilirsiniz)
  • 1 su bardağı şeker ( damak tadınıza göre değişebilir)
  • 3 Yufka

Yapılışı;
Bal kabaklarını güzelce temizleyip, robotun rende kısmıyla rendeleyin. Elde rendelemek hem zor hem vakit kaybı,içine 1 su bardağı şekeri katıp, şekerin kabaklara eşit miktarda dağılması için karıştırın. Harcımız hazır. İsterseniz cevizde koyabilirsiniz ama ceviz kabak tadını bastırıyor. Şimdi nasıl yapıldığını görelim.
 Yufkayı serip , boydan boya harcınızı yayın.

Rulo şeklinde sarıp ,gül seklinde içe doğru kıvırın.
Buda 2. denemem her tarafına bal kabağını eşit miktarda dağıtıp, sarma ve gül şekline getirme işlemini aşağıdaki gibi tekrarladım.Bu yol daha kolay elleriniz tekrar tekrar bal kabağına bulaşmıyor.


2. yöntem daha pratik .
 En önemli kısmı bu ;normalde çok yağ isteyen bu tatlı için yapmanız gereken tek şey tatlılarınız ters düz edip tepsideki yağın neredeyse tamamını çekmesini ve böreklerin yağlanmasını sağlıyorsunuz.
Yağını çekip ters düz yapılmış bal kabağı tatlıları.Diğer tepsi böreklerinde de bunu deneyebilirsiniz .hem çok yağlı pişmemiş oluyorlar hem de çıtır çıtır bir lezzet oluyor.
Afiyetle sağlık sıhhat dolu mutlu günlere inşallah.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Ayva çekirdeği jeli


Ayva çekirdeğini genellikle reçelinde renk vermesi için kullanıyorum. Bir türlü o muhteşem kırmızı rengi yakalayamadım ama yinede her reçelde çekirdekleri içine koymadan edemiyorum.
Bu yıl hem reçel, hem zeytin hem de sirke yapımından oldukça bereketli geçti. Elma sirkesi olmak üzere, zeytinlerin yarısı bitti bile reçeller mevsimine göre her meyveden reçel yapıyorum ve tüketiliyor.
Ayva ve çekirdeğinin kreminin değişik tarifleri var buradan bakabilirsiniz. Ben bu tarifi nette ne zaman görmüştüm hatırlamıyorum.
Her gece bütün işler ve cimcimenin dersleri bittikten sonra; satranç oynuyor ve meyve yiyoruz. Bu senenin ayvaları mı güzel yoksa ayvacı amca bana torpil mi geçiyor bilmiyorum ama iki bütün ayvayı bitirdik. Kabuklarını sirkemi yapsam ne yapsam derken çekirdekleri aklıma geldi. Yarım çay bardağı suyun içine toplamda 7-8 tane çekirdeği attım. Ertesi akşam baktığımda jel kıvamına gelmişti.
Acaba bunu nasıl yüzüme sürerim pamuk ile çeker mi çekmez mi derken aklıma eski sıvı deodorant şişesi geldi. Şişenin içine döktüm ve sprey olarak yüzüme sıktım.
Cildimi daha gergin hissediyorum. Antioksidan özelliği olan ayva parafin ve paraben içeriyormuş.30 yaş kırışıklarıma, çocukluktan kalma çillerime ve sivilce izlerime iyi geleceğini düşünüyorum.
Allahın yarattığı her şeyde bir hikmet vardır.
Sizde deneyin, yorumlayın hadi bakalım.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Ederi ve değeri aynı !

alıntı
Bazı insanlar sıfır gibi; neyle çarparsan çarp değersiz, neyle toplarsan topla kendinden fazla etmez, kendide zaten sıfır olduğu için ederi sıfırdır.
BaYaN PüSKüL

18 Ocak 2013 Cuma

BİR DAHA OLMASIN


Tamda her şey yoluna girmiş diyordum. Ne kadar da abartmışım kafa patlatmışım ne olacak şimdi diye düşünüyordum. Meğerse asıl bomba gerideymiş.
Kızımın ilk öğretmenini değiştirdiğimde kesinlikle ön yargılarımla  ve haklı olarak okulun 2. Günü değiştirmiştim. 2. öğretmen branş atamalarında gitti.
Şimdi ise tamamen hizmet puanı ve milli eğitim bakanlığının atama yönetmeliğiyle ilgili kararlarından dolayı; çok sevdiğimiz, her gün istinasız ödev kontrolü yapan kızıma göre haksızlık olarak görülen pasif çocukları daha çok oyunlarda aktif etmeye çalışan, yazılı olarak ödevleri her gün anlaşılır bir dille eve gönderen öğretmenimiz hizmet puanının düşük olması sebebiyle değişiyor.
Akşam veli toplasında rehberlik öğretmeni, müdür ve sınıf öğretmenimiz açıklama yaptılar.
Müdür; yapacak hiçbir şeyin olmadığını, öğretmenin bu okulda olmasını çok istediğini ama bunun yönetmeliklerle ilgili bir durum olduğunu net ve kesin cümlelerle açıkladı.
Rehberlik öğretmeni; nasıl bu durumu çocuklarımızı en az zararla geçirebiliriz, yapmamız gerekenler, yapmamamız gerekenler hakkında açıklamada bulundu.
Eski sınıf öğretmenimiz; gittiği için üzgün olduğunu ama yapacak bir şey olmadığını açıkladı.
Yeni sınıf öğretmenimiz; 3 aydır değiştirdiği 3. sınıf olacağını, bu durumun kendisini de mağdur ettiğinden bahsetti .
Yapacak bir şeyimiz olmadığını kuzu gibi kabul ettik, ne yapacaktık ki yeni bir okul mu? O zamanda çocuk yeni arkadaşlara alışmaya çalışacak.
Sisteme kızmak mı evet kızdım ben hemde çok kızdım…
Ağlayan veliler oldu sınıfta, yalvaranlar tekrar tekrar aynı soruyu soran…
Abuk subuk sözler söyleyende…
Müdür, öğretmen, rehberlik öğretmeni gerçekten netti. Söyleyecek hiçbir şey bırakmadılar. Tepki gösteren velilere de açık ve net konuştular.
Şimdi bende ki durum mu ?
Berbat bir durumda değilim, daha sakinim. Bizim Cimcimede şu yorumu yaptı napalım anne biz derslere bakalım, buda değişirse derslerden geri kalmayalım.
Tek korkum 3. Öğretmen geldiğinde öğretmenin sözünü dinlemesi gerektiğini çok değerli olduğunu söylediğimde her öğretmende her şey değişiyor ne gerek var diğerinde başka şeyler olabilir demişti, gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Şimdi ki yorumu napalım alışacağız artık…
Bekleyip göreceğiz üzerimize çok büyük bir görev daha yüklediler…

16 Ocak 2013 Çarşamba

3 KİŞİLİK ZEKA SORUSU ...

alıntı

Tamı tamına 3154 gün yani 9 yıl 2 ay 13 gündür İstanbul’un göbeği, dünyanın her köşesinden insanların görmek için geldiği ve birçok insan için İstanbul ’a ilk adım attığı bu semtte ;özel bir klinikte her şeye maydanoz veya burnunu bir işe sokmadan duramayan bir eleman olarak çalışıyorum.
Kâh öyle kâh böyle iyi kötü günlerimiz, acı tatlı anılarımız oldu burada. Artık daha kalıplaşmış ve aile gibi ilişkilerimiz var. Sanırım bu kalıbı da ben, Gacet, Örtger, Karlos ve hacı oluşturuyoruz çünkü yıllardır tek değişmeyen çalışanlar biziz.
Dr Gacet sakin, ne istediğini bilen ve karşısındakine her işi yaptırabilen biri. Her gün 9.00 da bizimle işe başlar ve16:00 a kadar non stop çalışır. Onunla çalışırken canınız sıkılmaz, ne istiyor ne söylüyor bilirsiniz. Bazen beyin hızına yetişemiyor olsam da, mutlu mesut çalışıyoruz.
Dr Örtger ise obsesif kişiliğinin yanında sinirli ama kalbindeki ağzında olan biri.12.00-18.00 arası çalışır Genellikle içindekini dışına vurur hemen. Sabırsızdır tahammülü zordur. Takıntıları vardır. Ufak tefek şeylere kızabilme yeteneğine sahip ama aslında derdinin başka bir şey olduğunu anlamamakta imkânsız.
Kapıdan girip sessizce günaydın derse hazırlıklı olmak gerekiyor. Önce tabela ışıklarını kontrol eder sonra protokol defterlerini yine bir şey bulamamış ise zaten sinir bozabilecek basit bir şey bulabilecek yapıya sahip olduğu için herkes sessizce yanından uzaklaşır. Olan yanında kalan bana yani püsküle olur benim kaçacak bir odam olmadığı için kliniğin göbeğindeki masada o günkü ruh halime bağlı olarak tavır alırım. Aslında bazı şeyleri idare etmem gerekiyor diye kulak arkası ettiğimde oluyor ama bazen bende heyyyt nidalarıyla karşı çıkabiliyorum. Eh işte kızıyor vuruyor ama seviyoruz birbirimizi. Benim belki de bazı çıkışları ve hoş görüşlerim huylarını babama benzettiğim için olabilir.
Geçtiğimiz Perşembe akşamı her zaman ki gibi işlerimi bitirdiğim halde klinikte takıldım. Önce bir personel, sonra diğer personel onlardan sonrada Örtger çıktı. Ben birkaç iş daha halledip hazırlanıp çıktım. Çıkarken merdiven başında peçeteler, çikolata kâğıtları birçok çöp birikmişti. Şimdi sorularımı sorabilirim sanırım.
Birinci personel çıktı görmedi.
İkinci personel çıktı görmedi.
Örtger yani patron çıktı görmedi.
Ben nasıl gördüm?
Ben kapıdan çıkarken temizleyip bıraktım.
Önce dedim ki belki ben çıkana kadar olmuştur, onlar çıktıktan sonra biri bir poşet çöp atıp gitmiş gibi yâda rüzgâr getirdi diye düşündüm ama kamera kayıtlarında her şey apaçık belli üstünden basıp gidilmiş çöplerin.
Namı diyar obsesif Örtger her şey dikkat eder ama bunu gözden kaçırmış. Sonra bağırır çok rahatsın şudur budur diye…
Neyse Örtger beni çağırıyor ben bir gideyim gene Num Lock tuşunu kapatmış neler oluyor bilgisayara diye kızıp duruyor. Siz siz olun çevreninizi temiz tutun aslan yattığı yerden belli olur sözü boşuna denmemiştir.

15 Ocak 2013 Salı

Bırakıp gitmedi ...


Kalkıyor kalkıyor hemen kalkıyor bağırışlarıyla Uludağ turizmin yolcusu oldum. Bir de baktım ki koridorda yer almışım. Muavinden rica ettim ben koridor kenarında oturamam kusarım diye oda başka yer yokmuş deyip orta kapının tam karşısında ki cam kenarını bana gösterdi, toplamda 60 kişilik otobüs tamı tamına 7 kişiyle Bursa’ya geldi.
Saat 11: 15 gibi Bursa da olmuştum. Otobüsü bulup atladığım gibi şoföre güvenerek Bursa ACIBADEM Hastanesinin yollarına düştüm.
Yıllardır kalp hastası olan babam, nihayet zorunlu ve son şansı olarak ameliyat olacaktı. Şimdiye kadar 4 kez kalp krizi ve 1 kez beyne emboli atması rahatsızlığı geçiren babam son zamanlarda yaşadığı sıkıntı ,stres ve üzüntüye dayanmamış ve zaten hor gördüğü vücudu daha çok rahatsız etmeye başlamıştı. Artık oturarak uyabiliyor ve hareket etmekte zorlanıyordu. Hala daha ya şu olmazsa, ya bu olmazsa diye inat ederken annemin zorlamasıyla kardiyoloji uzmanına gittiler. Bir an önce ameliyat olması gerektiğini ve bunun sadece kardiyoloji hastanesinde gerçekleşmesi gerektiğini söyledi doktorlar. İstanbul işte ben buradayım derken babam Acıbadem hastanesinde ameliyat olmak istedi. İstanbul’daki acıbadem hastanesi kardiyolojik muayene ve müdahale için neredeyse 2 ay sonrasına gün veriyordu. Bursa’da bir yakınımızın ameliyat olması sebebiyle Bursa’ya gittiler, tahmin ettiğimiz gibi bir an önce ameliyat olması gerekiyordu.
Önce damarlarının sağlam olup olmadığını kontrol etmek için anjiyo yapıldı ve sonuç iyi çıkınca 2 gün sonraya ameliyat günü verildi.
Hastaneye ulaştığımda babam ameliyat için hazırlanmış ve görüş yasaktı. Ama bir şekilde karşıdan karşıya yakınlaşmadan görüşebildik.
İçim cız etti. O da çok heyecanlı idi korkuyorum dedi.
Çok korkuyorum, çok riskli imiş. Nasıl korkmasın ameliyat sonrasında oluşabilecekleri komplikasyonları ben bilirken içim gidiyordu. Ona da risklerden bahsetmişlerdi
Ameliyat sonrasında uyanamama ve uyandığında eskisi gibi olamama (felçli olma)riski vardı.
Sabah olduğunda ameliyat hazırlığı yapıldığında ve ameliyathaneye giderken yine gördük. Sonrasını ise ekrandan, hasta numarası ile takip ettik. Ameliyat bitip yoğun bakıma alındığında doktoru bizi görüşmeye çağırdı.
Doğuştan kalbinde delik olduğunu ve ona müdahale etmelerinin çok riskli olduğu için müdahale edemediklerini, kalbinin yetmezlik dolayısı ile çok büyük olduğunu ve bizim hastamızın diğer hastalara göre daha riskli bir durumu olduğunu söylemesiyle hepimiz şok geçirdik.
Annem dışarı çıkıp hava almak istediğini söyledi hastane çevresinde biraz dolaşırken ağladı. Tıpkı bir zamanlar bırakmak istemediği gibi yine bırakmak istemiyordu nasıl bıraksın yıllarca aynı yastığa baş koyduğu eşini…
Bundan sonra yapabileceğimiz tek şey beklemekti. Saat 18: 00 da kamera ile yoğun bakımda görebildik. Yutkunmaya çalışıyor ve elini oynatıyordu. Evet dedim en azından refleksler var! Bekledik, bekledik gece saat 1.30 da yoğun bakım memurundan durumu hakkında bilgi almak için aradık ve babamın sesini duydum. O anda sanki güneş açmıştı içimde. Babam uyanmıştı, konuşuyordu.
Annem ben biliyordum o beni yalnız bırakmaz dedi. Hepimiz çok mutlu olmuştuk.
Ertesi günü normal odaya aldıklarında görüş saatini bekledik. Dünyanın benim için en yakışıklı en cömert erkeğini bu kadar iyi göreceğimi tahmin etmemiştim.
Yeniden doğan güneşimi alıp yol arkadaşımla birlikte istanbul'a döndüm.
Şimdi inanıyorum ki her şey daha iyi olacak. Babam daha da iyileşip artık sağlığına dikkat edecek, ilaçlarını düzenli kullanacak. Torunlarını kucağına alıp gezdirecek, oyunlar oynayacak.
Seni çok seviyorum babacım bizi bırakmamak için elinden geleni yap oldu mu? 

4 Ocak 2013 Cuma

Bu akşam

Yarın sınavı olan ben degilim sanki...Biz sinema keyfi yapıyoruz.

Olmayan Tereyağı


Her şey ne güzel başlamıştı. İlk kez evde tereyağı yapımını deneyecek ve ben kendi tereyağımı yapabiliyorum diye böbürlenecek her hafta taze taze ev halkına tereyağı sunacaktım.
Bir gün önceden 2 kg sütü özene bezene yoğurt yaptım. Ertesi akşam buzdolabında masum bir şekilde bekleyen yoğurdu çırpma kâsesine aldım ve mikserle çırpmaya başladım. Krema kıvamına gelmişti sanki ben bu işi biraz daha kolaylaştırayım dedim ve nette okuduklarımdan öğrendiğime göre yağın çıkmasını kolaylaştırmak için buz ekledim ama buzlar eriyor ve bir türlü yağ ayrılmıyordu. Bu arada teyzemi arayıp acaba sıcak su mu koyacaktım diye sordum. Hayır dedi yoğurttan tereyağı olmaz, yoğurt kaymağından olmalı. Ama kaymağı da vardı dedim. Teyzemin kayınvalidesi olur olmaz mı? hem de ne güzel olur ama bu akşam dolaba koysun yarın tekrar çırpsın dedi. Tabi ben bu arada mikseri bırakıp, mutfak robotu ile tam gaz tereyağı yapmaya çalışıyordum. Elimde kalan krema kıvamındaki olmamış tereyağını dolaba kaldırırdım. Ertesi günü yine mikser ve robot ile olmaz ise, bir konserve şişesinde çalkalarım ve yağı oluştururum diye düşündüm.
Akşam eve geldiğimde krema yüzeye çıkmış, suyu altta kalmıştı önce o kısmı aldım çırpmaya başladım dakikalarca çırpılmasına rağmen olmayan tereyağı artık eski usule geçmemi istedi herhalde ki olmadı bir türlü… Ben eski usul bir konserve şişesinde çalkalamaya başladım. Kollarımda takat kalmamış evin beyi bu elektrik masrafıyla beni tereyağına boğabileceğini, yediğim tereyağları ise bu enerjiyle eritebileceğimi söylüyordu.
Pes ettim. Koydum ocağa kremayı, attım içine birkaç limon bıraktım ocağın üstüne baktım ki çökelek peyniri haline gelmiş, kapattım altını. Sabah işe gitmeden koydum süzgece akşam geldiğimde; mis gibi, tam yağlı çökeleğim hazırdı.
Çökelek peynirinin bir kısmını anneme verdim. Diğer kısmı ile yumuşacık poğaçalar hazırlamak için dolaba kaldırdım. Pazar kahvaltısında bizimkilere de bir kısmını sunmuş tereyağı yapamamış olsam da 10 puan almıştım.
Sonrası mı? Sıcacık, yumuşacık poğaçalar mı? O kahvaltıdan kalktığımızda, dolaba kahvaltılıklar kaldırırken, elimden kayan bir tabağın çökelek tabağını devirmesiyle; yeni temizlenen buzdolabı tekrar temizlendi yerler bal dök yala yapılmak zorunda kaldı.
Böylelikle sadece bir kuş vurmak isteyen ben bir taş atıp bir kuş bile vuramamış, ellerim poğaçasız, tereyağsız en önemlisi çökelek peynirsiz kaldı.Evde 1 lt peynir suyu duruyor ama bakalım neye nasip olacak.
Bir dahaki yoğurt kaymağından tereyağı denemesinde görüşmek üzere.

2 Ocak 2013 Çarşamba

mevsimlerden Roma...: *DEGISMEYEN TEK SEY DEGISMEK...

mevsimlerden Roma...: *DEGISMEYEN TEK SEY DEGISMEK...: Biz yine bir pazartesi baslayacagiz. 14 ocak baslangic tarihimiz... Ben olsam sizin yerinizde sorardim, "yine yeniden ve son kez demem...
Bende 14 ocak başlayanların dan olmaya niyet ettim bakalım ne olacak?

1 Ocak 2013 Salı

Evin kızı

Bu akşam yemekler benden dedi. Tadından yenmez artık.

Yaptıklarım, yapacaklarım

Fevkaladenin fevkinde tuvaletini yapan amca, istifa edip gidemediğim işim, Örtgerin mail ve Facebookunu  kurtardığım, bol bol zeytin yaptığım, ilk defa elma ve ayva sirkesi kurduğum bir yılı geride bıraktım.Yazılacak pek çok şey vardır da aslında ha deyince akla gelmiyor işte.
Kızım 1 . sınıfın yarı dönemini bitirmek üzere, yavaş yavaş okumayı ve yazmayı söktü.Evdeki duvarlar ve bilumum yazılabilecek yüzeyler ; anne, Ali gel, Talat , Ela ve el ele yazılarıyla dolu.İlk okula başladığında ki stresten bayağı arındım şimdi daha çabuk ders yapıyoruz ve daha huzurluyuz.Her akşam satranç oynuyoruz bende o da kendini iyice geliştirdi.
Şimdi
Yeni bir yıl ve yeni planlar Allahın izniyle;
Ekmek yapmak makinesi  alıp, sıcacık ekmekler yapmak,
Örgü ve Dikişe daha fazla zaman ayırmak,
Kızım ile daha fazla vakit geçirmek,
Güzel sofralar kurmak,
En önemlisi bunları yapmak için sağlık ve sıhhat istiyorum.