29 Ekim 2013 Salı

BAYRAM GELMİŞ NEYİME

Resmi deyince aklıma ,zorunluluk geliyor. Zorunlu olarak okul döneminde katıldığımız yağmur altında kaldığımız geçit törenleri, çelenk koymak için bir birimiz dürtüklediğimiz törenleri hatılıyorum.ilkokul ve orta okul döneminde Allahtan olacak ki okul formalarıyla gidiyorduk törenlere ,sadece ayakkabı kısmında anlaşılıyordu zengin fakir ayrımımız.
Şimdi  anneyim aslında resmi deyince aklıma hiçbir şey gelmiyor. Çünkü sosyalist işçi patronlarımız resmi tatilin ‘’ R’’ sini bize göstermiyor ve söylemiyorlar. Resmi tatil olan günlerde bizim pardonlardan bu resmi tatildir diye ne bir jest ne de bir tatil hakkı bildirimi alıyoruz.
Benim resmi tatil hakkı deyince aklıma evdeki yavru ile geçirecek vakit silinecek cam veya kapı ya da yıkanacak çamaşırlar geliyor aklıma.
Ama bizim pardonların ne bu konuda biz jest yapacak, ne de aman siz resmi tatilleri istediğiniz gibi değerlendirin dertleri var. Bir izin istesen bin bir surat yaparlar.

Bu 29 ekim izninde görüşemediğim arkadaşlarım, gidemediğim  memleket, bir de ufaklığın planlarına katılamadım . tatil verilmemesi değil de sanki yokmuş gibi davranılması sıkıyor insanın canını, ne yapalım ben ve benimle aynı kaderi paylaşan bütün işçi kardeşlerimin 29 Ekim Cumhuriyet bayramı kutlu olsun.

24 Ekim 2013 Perşembe

AYIP

6-7 yaşındayım, ninem mahalledeki kadınlarla toplanmış; ineklerin süt vermesinden, bahçedeki domateslerin hastalığından, bahçeye dadanan kalın kabuklu böceklerden bahsediyorlar. Birden ninemin de komşu teyzenin de harfleri küçüldü, sesleri kısıldı. Belli ki gizli bir şey konuşuyorlar. Ben kocalarını çekiştiriyorlar diye düşünüyorum, uyuyor numarası yapan gözümü hafifi aralayıp, kulak kabartıyorum konuşulanlara.

Filancanın oğlu ne olmuş aaa bak yazık yazık neyse Allah yardımcıları olsun gibi kısa cümleler kurarlarken ben bir hışımla ninemin dizinden sıyrıldım. Nerden duydum hatırlamıyorum ama olay hakkında konuşmaya başladım. Ninem bir hışımla ağzımı kapattı sus elin ayıbı öyle söylenmez, çok ayıp dedi.
Ben o günden beri başkalarının ayıpları üzerine ne konuşmayı, ne yorum yapmayı seviyorum. Yaşadıklarının arsızlığını taşıyıp, başkasına müdahale etmeye kalkanlar  hariç!
Son dönemlerde evlerde, otobüslerde, internet sitelerinde hep aynı haber konuşuluyor.
Bir öğretmen,
2 aylık bebeğini,
9 gün nasıl bırakıp ailesine gider,
Hem de gayri meşru,
Hem de toplum için örnek olacakmış.
Sorular bu şekilde uzayıp gidiyor. Soruların uzamasından ziyade asıl sorun tv kanlarlının haberlerinde ve birçok yerde yapılan yorumlar.
İşte o zaman söyle dedim. Bu bir kadın benim hemcinsim, bende anneyim, nasıl olabilir, mutlaka bir sorun var. Kim bilir neler hissetti? Üstelik neden hastaneye götürüyor ki çöpe de atabilir madem o kadar cani!
Ya öğrenen anne ve baba ya  onlar ne hissetti ? Ne kadar basit insanları yargılamak, yafta yapıştırmak. Sordum durdum kendime…
Burada  tam benim hissettiklerimi yazmış Eyüp can !
Öyle ya da böyle doğru bir davranış değil ama biz ne çabuk insanları silip hayatımızdan çıkarabilen hale geldik. Ne çabuk unuttuk insanların ayıplarını örtmeyi.
Ben bundan 23 yıl önce nenemden öyle öğrendim. Kötü ayıplar örtülür, kendi haline bırakılır. Düzelir düzelmez sen kendine bak.
 Sınanmadığın günahın masumu olamazsın asla unutma!




19 Ekim 2013 Cumartesi

Bir bayram daha geçti

Ona göre; bayram deyince durmadan çalan, cevap verilmeye korkulan telefonlar geliyor aklına. Durmadan gelen misafirler, gelmemesi için elinden geleni yapması gerektiği gereksiz insanlar. Bir tatlı dil, güler yüz, hoş sohbet isteyen akrabaların geldiklerinde ona iş yükü olacaklarını düşünmek. Kapıyı çalan acaba misafirdir diye kapıyı açmamak. Kapıya gelen çocuklara para vermedikten sonra kapıyı açmanın anlamı yok, kendi çocuklarını ise apartmanda el öpmeye gönderecek ne güveni nede bayram bilinci var. Bayram başlı başına iş âmâdan insanları görmek, uğraşmak gerek zaten bayram sabahı diye erken kalkmak, bayram hazırlığı yapmak diye bir şeyde yok.
Buna göre bayram; sadece tatil demek. Bir iki gün çalışabilirsem maaşa ek demek. Zaten insanlar eli öpülesi değil, görülesi değil. Kapısına gidip eş dost görmek el öpmekte ona göre değil. Bayram tatili demişken bütün gün yatmak. Hani bayram izni dedikleri onun için yataktan çıkmamak. Mis gibi bayram havasına gözlerini kapatmak. Ne sevdiklerini arayıp sormak nede sevmedikleri ile barışıp, konuşmak onun için bayram sadece bir takvim mevzusu. Onun mevzusu en derin mevzu neresinden tutsan, neresine baksan deriiiiiiiin…
Şuna göre bayram; sabah olabildiğince erken, kimse eve gelmeden çoluğu çocuğu tası tarağı toplayıp, hemen bayramlaşmaya gitmek. Öğle yemeğini, akşam yemeğini de dışarıda, herhangi bir yedik mi, bu akşamı da bir yerlerde geçiştirdik mi bayramı bitirip evimize döneriz…
Onlar, bunlar, şunlar…
Bana göre bayram; Çocukluğumun bayramları kurbanını kesmiş insanların ellerini öpmeye gidip, et doğrayan yaşlı teyzelerin taze et kokan kurban kınalı ellerini öpmek, bütün köyü kapı kapı dolaşmaktı. Hala biyolojik saatim sabah erken kalmayı reddediyor. Erkenden kalkıp eşi namaza, çocuğu uyandırıp kahvaltı sofrasını kurup, Allah ne verdiyse kahvaltı etmek. Gelen giden misafirleri ağırlamak. Tatlıları, dolmaları hazırlayıp, sofraları dolu koyup, boş kaldırmak. Kapı dolaşan çocuklara minik hediyeler, şekerler uzatmak, kolonya dökmek.(elimizi öpmeye gelen çocuk olmadı L)
Bir bayram daha geçti gitti, iyisiyle, kötüsüyle…
Ve ben her bayramı geçireceğim eski bayramların özlemiyle…

Çocuklarım benim bayramlarımı gibi bayramlar geçirecek mi merakıyla…

14 Ekim 2013 Pazartesi

İyi bayramlar

İlk kez ama son değil , bir bayramı kendi evimde geçireceğim.Biraz sonra işten çıkıp evime gideceğim.Yeni aldığım döküm tencereme muhteşem zeytinyağlı yaprak sarması hazırladım.Revani yapacağım, yemeklerim hazır , evi mis gibi yaptım.
Kapıya gelecek çocuklara mis gibi şekerler hazırladım, kolonyam, gül suyum hazır.Kurbanlığımız 1. günü kesilip 2. günü elimize geçecek, Cimcime ye çamaşırlar almışım Cemo 'yu önce bayram namazı sonra işe göndereceğim.Bu benim eşimle kendi evimde ilk bayramım olacak ve bu kadar yemek ve hazırlık yenecek mi merak içindeyim.
Köyü özledim ama Cemo gelmeyince olmuyor.Bizde bir aileyiz ve umarım güzel bir bayram geçecek .Kurban bayramınız mübarek kurbanlıklarınız makbul olsun .
İYİ BAYRAMLAR

9 Ekim 2013 Çarşamba

8 Ekim 2013 Salı

Bütün seslerim birleşsin

''Elime çivi battı. '' Cümlesindeki ''el '' kelimesi aşağıdaki cümlelerin hangisinde farklı  anlamda kullanılmıştır.
A) Elim kapıya sıkıştı.
B) Bize el gibi baktı.
C) Kapıdan eli kolu dolu girdi


  • Kızım;  bildiğimiz bir elimiz var birde bize yabancı olan kişiler  yani ailemizden olmayan kişiler var onlara el yani elalem diyoruz.
  • Şimdi doğru şık hangisi sence?
  • Anne doğru şıkkkkk C
  • Neden  ?
  • !- ( ) 
  • Bak ne anlamda kullanmış sence ?
  • Eli kolu nasıl dolar anne , poşetleri ya elinde ya kolunda taşır .
  • ! Zınnkkkkkk...Neler oluyor bana çıldırıyorum...
  • Doğru şık B sıla orada el diğer anlamında yani yabancı anlamında kullanılmış.


Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ''kaç'' kelimesi ''kaçmak '' anlamında kullanılmıştır.
A) Kaç soru kaldı ?
B) Kaç tane elma  yedin ?
C) Bir an önce kaç buradan.


  • Kızım  bir kaç tane değilde bir yerden kaçmak anlamında kullanılan cümleyi soruyor.Sence doğru şık hangisi ?
  • A şıkkı anne
  • Neden 
  • Sen bana kaç sorun kaldı değinde ben buradan kaçmak istiyorum
  • ------------------------------
Ve benim içimdeki eş ses, zıt ses, ön ses, arka ses  ve yan ses bir sürü şeyler söylüyor.Zaten, yine çalışmamın bana artısının ve eksisinin ne olduğunu düşünür durumdayım .Stres ve sinir katsayım oldukça yükseliyor.

7 Ekim 2013 Pazartesi

TEMBEL KORKAK

Tembel; bütün arkadaşlarım okuma öğrenme aşkıyla yanıp kavrulurken, törenin bitmesini kalorifer peteğinin üstünde uyuyarak bekleyen ben tembelim.
Korkak; üniversiteyi kazanıp babam göndermeyince el memleketinde ne yaparım kız başıma deyip korkan benim.
Tembel; okumayı, hayatı zorlamayı düşünmek yerine, evlenmeyi, başka bir şehre göç etmeyi kolay gören bir tembelim.
Korkak, tembel; artık köyümdeki mis gibi hayatımı bıraktığımı, tekrar dönmemin çok zor olduğunu hissettiğimde dönmediğim için, korkak bir tembelim.
Korkak; Yalnızca 2 yıldır çalıştığım işyerinde, bir daha benimle çalışmazlar diye 3. Ayına yeni girmiş bebeğimi bırakıp işe başlayan benim.
Tembel; off kim uğraşacak şimdi diyerek, annemin evinde kalan kendi evine, yatağına gitmeyen bir tembelim.
Korkak; yeter artık çalışma diyen eşime; evi satıp, kiraya taşınmayı ardından çalışma hayatına devam etmeyi seçtim. Evde olmaktan, beceriksiz olmaktan korktum.
Tembel; okula başladığında ben iyi bir anne değilim, hiçbir şey iyi gitmeyecek, olmayacak diye düşünen, hepsini bir arada yapmaya üşenen, depresyona giren bir tembelim.
Korkak; hayallerimi gerçekleştirmek, gidip köyümde tarımla uğraşmak kolay ama ya Cemo diyen bir korkağım.
Tembel; ya sonrası diyerek düşünen, mücadele etmemek kemiklerine işlemiş, sıkılmış ama elini kıpırdatacak hali olmayan insan benim.
Korkak; hayallerini sadece kuran, hayalle yaşayıp gerçekleştirme sırası geldiğinde ,kötü olayların başına geleceğini düşünen pısırık benim.
Ve bu yazıyı yazmak aklına geldiğinde cümleler beyninde döndüğünde yazmaya üşenen TEMBEL , bazı aklına gelenleri ise yazmaya çekine bir KORKAK benim.


3 Ekim 2013 Perşembe

MEDİ

Nasıl tanıştık biz? diye sordum geçen. O ‘da bilemedi, başladık işte sohbet etmeye dedi. Gerçek adı Medi değil, o bir çiçek ismini taşıyor, kod adı ise Medi.
Ben hatırlıyorum, sadece ödeme almak için arayan bir medikal firması, siparişi ben geçmiyorum ama ödemesi benden oluyor. Her seferin de canlı, mutluluk verici bir ses mutlaka halimi hatırımı soruyor. Ardından can alıcı noktaya, ödemeyi ne zaman alacağını soruyor. Bazen memleket meselelerinden, geçim derdinden bahsedip ardından yine can alıcı ödeme kısmına geçiyor.
Bir gün eşinin matbaa işi yaptığını bizim kiminle çalıştığımızı sordu. Eşi ile o zaman tanıştık, Medi ile ise telefonda sohbetlere devam ediyorduk her ay ödeme günü geldiğinde.
Sonrasında Facebook çıktı ve ben bilmiş Püsküllü onu Facebook’ ta arkadaş listeme ekledim. E ondan sonra sohbetler başladı zaten, iki bilmiş, iki sarmaşık oradan buradan derken sohbet koyulaştı gitti.
Sanırım 2 yıldır her gün bir birimize günaydın diyor ve ailevi, dünyevi her şeyi konuşuyoruz. Çok kahrımı çekti her gün aynı şeyleri dinlemekten, dertlerimi anlatmamdan bıkmadı. Allahtan hafta sonu tatili varda iki gün nefes alıp dinleniyor. Yoksa haftanın altı günü hep Püskül ağır gelebilir.
Aynı yoldan gitmiyoruz yollarımız ayrı aslında ama ayağımıza takılan taşlar, elimize batan kıymıklar aynı. Bazen tutunduğumuz dallarda aynı oluyor. En önemlisi ne yaptın, ne yazdın, geldin, gittin tribi olmuyor. Medi benim evime hiç misafir olmadı ama ben ona iki kez evine 1 kez işyerine, 3 kez gittim. O gelmedi gocunmamda fırsatı olsa kaçırmaz bilirim. Ulaşmasa arar sorar, dert eder zaten olmasa da dert etmeyiz biz, sorgulamayız birbirimizi.
Sanal arkadaşlık işte başı sonu belli değil ama güzel, keyifli, sıkmıyor. Bir gün ben gidersem buralardan uzak diyarlara bilgisayarın başında olmadığım yerlere, o zaman geleceğim yanına diyor, seni görmeye, mutlaka diye de ekliyor.
Bende belki bir gün karşılaşırız diye ekliyorum arkasına belki bir gün, bir yerlerde uzun uzun sohbet ederiz, yarım kalmış sohbetlerin hatırına…

Şimdi yine bu yazının linkini göndereceğim oda altına yorum yapacak. bıkmadan usanmadan, tek dinleyicim, tek izleyicim ve tek okurum benden selamlar olsun sana…