20 Aralık 2013 Cuma

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

Takvim 20 /12/2013 saat 14.50; sekiz yıldır takvimler aynı günü seninle anlamlı kılıyor. Gelecekte artık arkeolojik kazılar yerine, fiber optik kablolarla iletişilen biz zamanın verilerilerini kodlarla çözüp bulacaklar. İşte bu yazdıklarım belki karşına çıkar, belki de bunları okuyabilmek için can atarsın.
Bu yazdıklarım ve evde okuduğum, sakladığım kitaplarım, kitapların içine yazdığım küçük notlarımın hepsi sana…

                    Küçük kırmızı burnunla dünyaya geldiğin günden bu güne sekiz yıl geçti,
En çok kıymalı karnabahar yemeğini seviyorsun.
Kıyafet seçimi yaparken renk uyumuna değil, kısa ve dar oluşuna dikkat ediyorsun.
Saçlarını kendin toplamaktan hoşlanıyorsun.
Kendin duş alıyorsun
Matematiği çok seviyorsun
Okumayı sevmiyorsun
Benimde evde kitap okumamdan hoşlanmıyorsun.
Sana ders anlatmam çok hoşuna gidiyor, anlasan da anlamamış gibi davranıyorsun.
Gece yatmadan süt içmek yerine çorba içmek istiyorsun.
Derslerini yapmak yerine mutfakta olmayı daha çok seviyorsun.
Babaannenin ev anahtarını bize kaçırıp bizde kalmasını sağlamaya çalışıyorsun.
Benden sindy silgi kalemi almamı istiyorsun.
Babanın seninle abur cubur yemesini ve almasını çok seviyorsun.
Anneni tuhaf ama zeki babanı ise sevecen buluyorsun.
Kendini beğenmiyorsun. Bence dünya güzelisin.
Saçlarım keşke sarı ve kıvırcık olsaydı diyorsun.
Doğum gününü Çanakkale de kutlayacağımız için çok heyecanlısın.
En çok sevdiğin 10 kişi arasında 7. Sıradayım, baban ise 6. Sevinmem lazımmış arkadaşların anne ve babasını yazmamış bu liste değişir mi yoksa böyle bir listeye gerek var mı bilemiyorum.
Akıllı ve mantıklı sorular soruyorsun cevap veremiyorum.
Kakaolu kek , damla çikolatalı kurabiye yapmayı , yemeyi seviyorsun.
Bale , buz pateni  öğretmeni olmak istiyorsun.
…………………………
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN





19 Aralık 2013 Perşembe

Gelecekteki Püsküle

Buraya ağzımı açmış bademciklerimin üzerinde sanki dağların üzerindeki karlar gibi duran yemek artıklarının neden olduğu o muhteşem görüntüyü fotoğraf çekip paylaşmayı çok isterdim.
Bilindiği ya da benim bildiğim kadarıyla ben tonsilit oldum.30 yıllık ömrüm var zaten ve bunun 20 sini hatırlasam böyle bir şey görmedim yahu…
Eklemlerimin üzerine sanki kum torbaları bağlamışlar gibi, halsiz ve bitkinim , daha doğrusu gün itibari ile daha iyiyim.
Bu yazıyı da hani çalışmadığım bir dönem olursa neden çalışmamam gerektiğini hatırlamak için yazıyorum.  ( Altını çizdim )
Bu hastalık dönemimde en can alıcı soru Cimcimeden geldi .
-Anne öğretmenim hasta olunca okula gelmiyor, sen neden işe gidiyorsun? Dedi
Tabi kamu çalışanı ile özel sektör çalışanı arasındaki farkı, aslında hasta olan bir işçinin evinde dinlenme hakkının olduğunu söylemedim. Aslında  cevap vermedim.
Önce işe gelemeyeciğimi bildirdiğim Gacet;  iyi hissedince gel, muayene edelim dedi.saat  11  gibi işe gelip muayene olup bence ömrümde ilk defa annemce daha önce çok olduğum penisilini kaba etime girmesine engel olamadım. Burada bir püf noktası var oda iğneyi bol jetokainle mümkünse bir jetokainle sulandırmak yoksa kaba etinizin üstüne oturamama, ağrı şokuna girme olasılığınız çok yüksek.
Örtger benim halimi görüp acıyınca bol sıvı ile kompleks B ve C vitaminlerini depoladığı , analjezik ve gram negatif etkili antibiyotiğini eklediği serumu bana uygun gördü .Bu arada ben hala müşahade odasındaki iki yatağından birini işgal etmiş durumdaydım ,saat 3’e kadar  böyle devam etti .Kolumda serum , zonklayan kafam , taşlaşmış dilim ve yatak muhteşem bir karma olmuştuk.
Sonra…
Serum bitip artık ne yapacağım bilemediğim , Gacet ‘in bademciklerime batikonlu gazlı bezle temizlediği o andan sonra masamın başına oturdum ,doğal olarakta çalışmaya başladım .
Bu günde taşlaşmış dilimle uyandım bir bardak su içmeyi denedim içemedim. Ama sonra paşa paşa işe geldim. Başım ağrıyor, öksürünce beynim çıkacak gibi geliyor. Bildiğin istirahatlık durumdayım. Az önce de sırf farenjit için Gacet bir hastaya iki gün istirahat verince kafam attı .Arkadaş ben senin işçin burada  zonk zonk beynimle çalışmama izin veriyorsun .Git püskül dinlen demiyorsun .Allahı var git Püskül yat dedi ama burada , yani burada ol ama içerde yatabilirsin .Ama ben ,evimde sıcacık yatağımda yatmak ,hastalık istirahatı denen şeyi uygulamak istiyorum .
Şimdi bana diyecek ki aman Püskül yerine insan yok , biz yapamıyoruz zorlanıyoruz.Biz hasta iken işe gelmiyor muyuz ? geliyoruz bla bla bla .
Püskülcüğüm gelecekteki sana bugünden sesleniyorum , eğer evinde çocuklarınla oturuyor , karnın tok ise aman diyeyim sana totonu kır otur kızım .Yoksa geldiğin bu geçmişte  hasta hasta çalıştın evde olmanın kıymetini bil yavrucuğum kendini üzme , çocuklarına , kocana iyi bak .

Şimdi yazıyı okudun , keyfin yerine geldi değil mi? Hadi kalk çoluğa çocuğa bir şeyler hazırla oldumu yavrucuğum üzme kendini .Bak sana ufak ta bir ipucu Cimcime yaptığın brovni keki çok seviyor .Hadi bakalım afiyetle…

4 Aralık 2013 Çarşamba

DEDEM

8-9 yaşındayım, o zamanlar bekar olan, dört kız kardeşin  en küçüğü  teyzem yer sofrası kurmuştu, sofrada en iyi hatırladığım yemek; bol soğanlı tavuk yahnisiydi ekmeği tek parmağımla kırıyor, durmadan tabağa banıyor sonra ısırıyor, tekrar  banıyordum. Dedem sessizce yememi seyretti, teyzemin bir sıkıntısı vardı, anlam veremedim sonra etrafıma bakındım. Bir sessizlik , bir tuhaflık kokusu var ama ne?

Ekmeğimle tabağa banarken anladım ki hepimizin tek tabaktan yemek yediği sofrada ben ısırdığım lokmayı tabağa bandırıyordum. O zamana kadarda hiç dikkat etmemiştim. Teyzem uyarınca; dedem ''acıkmış, ne güzel yiyor dedi '' buğulu gözleriyle, o kadar sevecen baktı ki ben yemeğe devam ettim. Bir daha da ısırdığım lokmamı tabağa bandırmadım. Dedemin o sevecen bakışını da hiç unutmadım.

Artık en büyüğümüz, toprağımız, çınar ağacımız, dedem yok. Kalabalık bayram sofraları eskisi gibi olmayacak. Dedem boynunu devirip, tavanı alçak evinin odasına girip bütün torunlarını damatlarını göremeyecek. Gittiğimde görmek için gidecek bir evim varken, bahçesindeki kızılcık, dut ve incir ağacının meyvelerine bakın ne varsa toplayın, ne olur yiyin diye durmadan ısrar eden dedem olmayacak. Geleceğim dede dediğimde '' Nasipse, inşallah '' diyen ,Teyzemin yaptığı model pastayı afiyetle yiyen ,''Bizim torun pastacı oldu''diyen , yanına oturup sarıldığım, elmacık kemiklerinin sertliğini hissedip, yanaklarını öptüğüm, İsimleri karıştırıp her isme ayrı anlamlar katarak söyleyebilen dedem yok.


Dedem, şimdi o baktığı boşlukta. Kimsenin bilmediği, görmediği ama inandığı o yerde, arafta, beklemede...
Torunlarım, çocuklarım  meyvelerini yesinler diye bahçesine ektiği ağaçların yapraklarında, dallarında, meyvelerinde, toprağında geçmişin de geleceğinde tüm anılarında.

En eski toprağım, yaşama sevincim , her şeyi yaradana bırakanım,kendi için değil , evlatları için en iyisini isteyenim , evlatlarına bir ağaç gölgesi bırakmak için çalışanım, seni daha nasıl seveyim , ne söyleyeyim .
Nur içinde yat …