11 Mart 2014 Salı

Tarifsiz Acı

alıntı
Çocukluğumun en net hatırladığım sahnesi dedemin annesinin, namı diyar koca ninemin etrafında toplanıp hikâyeler dinlediğimiz zamandır.koca ninem bize öyle güzel masallar anlatırdı ki ballandır ballandıra abarta abarta biz sanki o anı yaşardık. Kurtuluş savaşının hatırlayan bir kadındı ama anne ve babasını kaybetmeden önce dinlediği hikâyelere ya da onu evlat edinen ailenin anlattığı hikâyeleri anlatırdı bize.
Köyümüz iki mahalle ye ayrılıyor daha önce kömür ocağı olduğu için yerleşim yeri ikiye bölünmüş yukarı mahalle ile aşağı mahalle arasında 1 km var. Cami, okul gibi merkezi birimler yukarı mahallede.
Yukarı mahalleden aşağı mahalleye giderken kısa ağaçlık ve tarlalarla çevrili bir yol var ve bu yolun sağ kenarında bir kuyu var. İşte bu kuyu ile ilgili bir hikâye anlatmıştı koca ninem bize.
Savaş zamanında hasırlara sarılıp kapıların arkasına saklandıkları zamanlarda bir kadın düşman askerlerinden koşarak kaçıyormuş, düşman askerleri arkasında, kadın, kucağında bebeği ile önlerinde kaçmaya çalışıyormuş tam düşmanlar kadını yakalayacakları sırada kadın kucağındaki bebeği kuyuyu atmış sonrasını hatırlamıyorum.
O anne bebeğini neden kuyuya atmıştı, kendini feda edip, bebeğini kurtarmak mı istiyordu, yoksa bebeği düşmanın eline geçeceğine kendi mi kıymak istemişti, hiçbir zaman anlam veremedim. Anladım ki o kuyunun yanına yanaşmamız bizim için tehlikeli idi…
Şimdi, bir anne var, yıllar sonra, her sohbette 15 yaşında oğlunu kaybettiğinden bahsedecek. Kaybının hissettirdiğini her defasında tekrar yaşayacak, daha dün gibi deyip hiçbir ayrıntısını unutmayacak.
Şimdi bir anne var soracaklar ona “Oğlun neden öldü? “ Ekmek almaya gönderdiğim, ellerim kırılsın ben gideydim ben kurban olaydım diyecek ve en acısını söyleyecek benim yaşadığım, vatandaşı olduğum devletin polisi yine bir ananın evladı tarafından vuruldu.
Kimsenin sesi çıkmayacak, söyleyecek cümle bulamayacak. Çünkü söyleyecek bir şey yok. Ekmek almaya gönderdiğine, her defasında binlerce kez pişman olduğu, oğlundan haber alamadığında hissettiği acıyı, yaşadığı devletin hastanesinin yoğun bakımında olduğunu öğrendiğinde daha da perçinleştirdiğinde hissettiği acıyı tarif edecek ne bir cümle var nede bir yakarış…

Kimileri ne işi vardı orda diyecekler, kimileri ise olan olmuş Allah affetsin, mekânı cennet olsun, şehit oldu ne güzel diyecekler. Evladın ölümünün güzeli olur mu?
Annesi onu kuyuya atmadı, ekmek almaya gönderdi ve gitti gelmedi. 269 gün gelmesini bekledi ve şimdi bir daha gelmeyeceğini öğrendi…
Bizde kara kuyulara, dipsiz kuyulara bir daha girilmeyeceğini öğrendik. Nasıl mı hakkımızı hukukumuzu istemenin suç, ölüm getirdiğini, istemesekte yanlışlıkla bu ülkede nice evlatların kaybedilebileceğini öğrendik.
Birkaç gün anacağız, birkaç gün yazacağız sonra unutup gideceğiz. O anne bu acıyı asla unutmayacak. Her zaman olduğu gibi devlet yetkilileri yıllar sonra onu hatırlayacak, hakkını bir plaketle ödeyecek, bir sokağa ismini verecek, annesini yılın annesi seçecek ama o geri gelmeyecek.

Bile bile birilerinin verdiği emirler üstüne öldü bu evlat, acıyı hafiflemeyecek….

2 yorum:

çiğdem dedi ki...

Ah Berkenim güzel kara oğlum benim yüreğimize ateş düşürdün. Yüreklerimize ateş düşürdün,ninenin anlattığı hikayenin özü nedir biliyormusun düşman eline geçmesin diyedir. Belki kurtulur umudu ile atmıştır bence belki kurtulur umudu ile ama berkinimiz gitti annesi onu ekmek almaya göndermişti oysa ki , başka düşmanlar yok etti, ülkemizde düşman işgali altında
Medi

Semra akyüz dedi ki...

En önemli nokta birbirimize düşman olmamızı sağlayan siyasetçilerin var olması ...