28 Nisan 2015 Salı

NASIL BEĞENİRSİNİZ ?

Bir zamanlar daha kimse buralarda yokken, her yer Facebook’un sürülmemiş, ekilmemiş tarlası iken, biz sadece isim benzerlerinden arkadaşlar ediniyorduk.
Şimdi herkes Facebookta. Köyde yaşayan babam; köyde kalan birkaç yaşıtının gençleri zaten bahis bile etmiyorum, sohbet ve muhabbete katılmayıp, ellerinde telefonla meşgul olduklarını söylüyor.
Eskiden çayına, kahvesine dönen okeyler , tavlalar, dominolar şimdilerde ; beğeniler , söylemler fotoğraf görselliğine dönmüş.
Zaten köyde kalan üç beş kişide artık sohbet etmiyor diyebiliriz.
 Gençlerde kendi memleketinden uzakta okuyor, yaşıyorlar. Her birimiz başka şehirlerde memleket hasreti çekiyoruz. Başka hayatlarda başka arkadaşlarımız var.
Şimdiki hayatlarımızda, tek bir tuşla ilkokul arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, teyzemiz, amcamız, dayımız, kardeşimiz, yepyeni hayatlarda edindiğimiz arkadaşlarımızın en önemli anlarına, anlık mutluklarına erişebiliyoruz.
Yazılarımdan ziyade fotoğraflarımın beğeni alması aslında insanların görselliğe, okumaktan, yorumlamaktan daha düşkün olduğunu gösteriyor.
Sizce bu hayatlar, bu beğeniler gerçek mi? Aslında gerçekliği değil de sahiciliği hakkında gerçekten şüphelerim var.
Facebook sürüldü ekildi şimdide biçimleniyor. işte bu görselliğin içinde tip tip beğeniciler var. Bende kendi gözlemlerim ve izlenimlerimle bu beğenicileri kategorilerilere ayırdım. Şimdiden söyleyeyim bu yazdıklarımın çocuğunu bende yapıyorum.
FACEBOOK BEĞENİCİLERİ ;
HEP BEĞENİCİLER: 35-40 yaş üstü çevresini, kendisini seven, her şeyini paylaşmaya çalışan, kalbinde fesatlık bulunmayan tiplerdir. Seni beğenir gerçekten beğenir. Mutlaka hayatında bir izin vardır. Yani ne dediğini, ne göstermeye çalıştığını anlar.
OSURSA BEĞENİCİLER: Yaş sınırlamasına gerek yok. Beğeneceği şeyi kimin paylaştığına odaklıdırlar. Paylaşan kişi yalakalık yapmasını gerektirdiği bir kişi ise, ilgisiz alakasız bir paylaşımı bile beğenir. Tanımıyordur, iki laf kırmışlığı, bildiği yoktur. Hatta konuyla alakası bile yoktur ama beğenir. Osursa ne güzel osurdu diyecek kapasitedeki tipler.
ÖZLEMİŞ BEĞENİCİLER: özlüyordur, eskilerden bir kare aklından geçer. Vay be bir gün böyle böyle olmuştu. Hayat değişti her şey değişti oda değişti, güzelleşti der. Mis gibi hasret çeker ve beğenir.
AYIP OLMASIN BEĞENEYİMCİLER: bir beğensem ne olur, taş atıp kolum mu yoruldu? Beğenicileridir kendileri. Bu gün iyiliği beğenir yarın kötülüğü anlam bulamazsın çıkamazsın beğeninin altından. Çıkmanda gerek yok. Bak şimdi o paylaşmış beğenmesem olmazcılar.
AKILLI BEĞENİCİLER: Neyi kimi beğendiğini bilir ne anlama geldiğini bilir. Kişi kendini bilirse herkesi bilir.
BEĞENİCİ BEĞENİCİLER: beğeniye beğeniyle cevap verirler. Unutmuşlardır varlığınızı, arkadaş listesinde olduğunuzu. Bir de bakar ki oralarda bir tanıdık var. Sonra takibe alırlar.
BEĞENİRSEN BEĞENİCİLER: Bir paylaşımını beğenirsen senin paylaşımını beğenirler.
TAVIRLI BEĞENİCİLER: Bu tipler beğenmeyerek tavır aldığını göstermeye çalışırlar. Aynı havayı bile solumadığımız insanların, kilometrelerce öteden ne tavrı aldıkları merak konusudur.
ADAMSIN BEĞENİCİLER: Bir lafa bakarım la mı diye birde adama bakarım adam mı diye düşünen beğeniciler. Vayy bizim sümüklü Püskül bir zamanlar sümüğünü çekemiyordu. Şimdi ne resimler paylaşıyor, ne yazılar yazıyor. Diye düşünüp beğenmezler.
Ne demiştik ?Beğenmezsen çatlamam !!! Öyle ya da böyle hepimizin en çok da benim içimden geçenler bunlar. Alabildiğinizi alın kalan bana kalsın.
Görseli bir tıkla beğenmek ne kadar kolay olsa da, bence yazmak daha eğlenceli. Beğenenlere de yorum yapanlara da teşekkürü borç bilir sevgilerimi sunarım.



20 Nisan 2015 Pazartesi

NE YEDİM ?

Bir şeyleri öğrenmek için bekleyebilmek önemli. Sabırla başkasının yaptığı, gösterdiği beceriyi incelemek, gözlemlemek gerekiyor. Sonra işin içine kendi yorumunuzu koyup işin ehli hale geliyorsunuz. Usta çırak ilişkisi gibi… Bir nevi hayata ustamızdan öğrendiklerimizi yorumlayarak devam ediyoruz.
Annelikte bir ustalık çıraklık ilişkisi gibi… Ustanız size ne öğretmiş ya da öğretmemişse onunla ve yorumlarınızla devam ediyorsunuz. Bir gün sizin çırağınızda usta olacak!!! İyi düşünün derim.
Pazar sabahı sofradaki şekerli böreği tabağına dolduran Cimcime’nin pudra şekerini tabağının yanına koydum. ‘Anneeaaa o üstüne dökülecek’ nidalarıyla yükselen Cimcime’nin sesini ;’bu kez böyle olsun.’ Telkinlerimle şekere batırıp yemeye razı ettim.
Birkaç saat sonra davetli olduğumuz bir düğün için hazırlık yapıyorduk. Bir türlü benim yapmam gerekeni beklemiyor, sabretmiyordu. Sakince kızım bak biri bir şey yaparken bekle, gör, düşün ona göre hareket et ya da konuş dedim. Bunu yazarken daha öncede binlerce kez söylediğimi ve cinnet geçirdiğimi söylemek istemiyorum. Yazınca daha rahatlatıcı oluyor.
Cimcime döndü ve şöyle dedi;
-          Sen, masada , şekeri dökmeden önce beni beklemedin !!!
Doğru söylüyor dedim kendi kendime… Ama ona bir kerelik öyle olur senin bu konuda uzman olduğunu bilmiyordum. Bir dahakine öğrendim üstüne dökmeyi dedim.
İşte usta çırak ilişkisinde;  usta sayılan ben pek bir aceleciyim, pek sabırsızım sanırım. Hemen konuşuyor cevap veriyorum. Her şeye hemen atlıyorum sabırla beklemeyi bilemiyorum.
Çocuklar annelerine ayna tutarmış. Nedenmiş o? baba da var o ne? Ona niye ayna olmuyor. Bak yine tuttu bilmişliğim.
Ben bundan sonra biraz aptal olayım bakalım ne olacak?
Ben şekerli börek mi yedim? Yoksa işin acısı ileride çok fena beni mi bekliyor? Allah’ım sen bana bilginin aptallığından bir tutam ver lütfen lütfen …


16 Nisan 2015 Perşembe

İÇİMDEKİ SES

Aslında içimizdeki ses, annemizin sesiymiş. Bir olay karşısında hissettiklerimiz, bir zamanlar başımızdan geçen aynı olay sonrası annemizin bize söylediği , verdiği tepkiyi ifade ediyormuş. Ben demiyorum valla ne yalan söyleyeyim bunu nerden bildiğimi de bilmiyorum. Bir gün bir yerlerde okumuştum.
Yani şimdi içimizde bizi dürten ya da çimdikleyen bir sesin olması da şizofrendik bir durum gibi görünüyor ama o ses bize annemizden mirasmış.
Bizde çocuklarımıza o sesi bırakıyormuşuz. Onu yapma bunu yapma derken “ Neden ?” diye karşı taraftan donk diye bir karşılık aldığımızda hakikaten “Neden yaa “oluyorum bazen? Ya aslında bu çocuk psikolojisi çok kafa patlatılacak bir şey değil. Ne yapalım sokakta oynayamıyorlar, dışarı çıkamıyorlar bizlerde bir tek bu psikolojiyi olayına kafayı takabiliyoruz herhalde, sanırsam…
Freud bu yazdıklarımı okusa ne derdi çok merak ediyorum.
İşte bu içimdeki anne sesi son zamanlarda sıkça “ Fazla muhabbet tez ayrılık getirir.” diyor.
Demek ki zamanında bu işin cılkını çıkartmışım. Bir arkadaş buldum mu, sürekli onunla olmak istemiş, onsuz hiçbir şey yapamamış, kendim ve ailem ile ilgili sorumlulukları unutur hale getirmişim. Haliyle bu durumda karşı tarafı sıkmış olmalı. Fazla güven ve beklentiye de girmeyi buna ekleyince sonuç vahim olmuş. Hep kendimi suçlamışım. Ben öyle yaptım ben böyle yaptım. Suçlu yine ben olmuşum
Hey içimdeki anne bunun başka objektif bir bakış açısı yok muydu?Soruyorum sana!!!
Şimdi ise o içimdeki anneye şöyle diyorum;
Fazla muhabbet tez ayrılık getirmez. Sen işin cılkını çıkartmazsan!!! Sen cılkını çıkartmasan da karşı taraf senin kadar dürüst ise, içinde fesatlık yoksa kendi çıkarları uğruna seni uğraştırmıyorsa ayrılık falan olmaz.

Zaten öyle insanda senin hayatında olsa ne olmasa ne!!! Arkadaşlığını bitirsen de bir şey kaybetmezsin.

14 Nisan 2015 Salı

KIŞŞT TAVIKLAR

Büyük bir çiftlikte yaşıyoruz. Üst üste dizilmiş kümeslerimiz var. Her tavuk horozuyla, civciviyle ve yumurtasıyla beraber!!! Bazılarının horozları yumurtaları yok. Herkes kendi kümesinde işte!!!
Bazılarımız yiyecek içecek bulmak için kümeslerinden uzaklaşıyor. Bazılarımız ise kendi kümesinde, öyle böyle geçinip gidiyoruz. Tavuk kardeşliği diyelim. Tavuğuz işte, tavuk çiftliğinde…
Bazı tavuklar çok tuhaf, gagasından çıkanı, butlarının arası duymuyor. Hep bir tepeleme, olayı içinde olan tavuklar var. Birde kendi halinde olanlar. Tavukları anlamaya çalışmanın anlamsız olduğunu yıllar evvel bir civcivken öğrenmiştim. Sessizliğimi öyle kazanmıştım. Kelimelerime de öyle sığınmıştım. Ayırt etmiştim kendi zihnimde. Bilmeyen tavuklar, bildiğini zanneden tavuklar, bilen tavuklar, bilmediğini bilmeyen tavuklar…
Yumurtalarımız biraz büyüyüp civcivleşebilmek için başka tavuk ve horozların eğitiminde oluyor. Tam civcivleşebilmek için bizim gibi işte yiyecek aramayı öğrenebilmek için yumurta eğitimi alıyorlar. Büyüyecekler, civciv olacaklar, piliç olacaklar, tavuk ya da horoz olacaklar. Yumurta işte eninde sonunda büyüyecek kümesten gidecek, çiftliğin bir yerinde bir yerlerde olacak.
Bir gün bu tavuklardan biri benim yumurtam ile kendi yumurtasının yan yana olmasını istemedi. Bunu dile getirdi. Bende tavuk bu ya bildiği bir şey vardır diye sesimi çıkartmadım. Benim yumurtamın da bir suçu vardır belki diye düşündüm. Ben biraz böyleyim, belki böyle olmalı tavuk kendini şöyle bir gözden geçirip ondan sonra gözlemlerini dile getirmeli. Her şeyde bir hayır vardırın tavukça düşünmesi deyin en iyisi…
Benim yumurtada bundan sonra değişmeye başladı. Sanki hayata küsmüş gibiydi. Bekle dedim, kendi kendime sabret yumurta bu böyle öğrenecek hayatı. Bekledim bekledim ama çok bekledim herhalde ki; benim yumurta başka yumurtalarla da anlaşamamaya başladı.
Veee
Bir gün benim yumurta başka bir yumurtaya zarar vermek istedi. Aha ne oluyor? Dememe kalmadı her şey allak bullak oldu. Bazen bazı tavuklarında benim gibi şeyler yaşadığını bazen de bir tek benim bunları yaşadığımı düşündüm. Zaten depreşmiş bir tavuktum daha beter oldum. Kendimce yumurtama öğütler vermeye anlatmaya başladım. Her yumurtanın farklı olduğunu, yumurtaların istediğimiz gibi olamayacağını bu gibi duygularla baş etmemiz gerektiğini tek tek her zamanki gibi anlatmaya başladım.
Sonra baktım ki sıkıntı yumurtada var ama başka tavuklarda benim gibi düşünmüyor. Hep birbirinden üstün tavuk, gösterişli tavuk olma derdindeler. Hayat böyle değil ki hep birimiz yüksekte olursak, yukarıdan bakarsak nasıl yan yana yürüyeceğiz? En büyük hatamda buydu.
Yine o tavuklardan kategorilendiremediğim bir tavuk benim yumurtam ile alay eder gibi sorgulayınca dank etti.  Bunlar gagası ile konuşurken butları arasındaki duymayan cinslerden. Bulaşma, uğraşma, bu dünyada herkes senin gibi değil, sende hata yapabilirsin ama bu kadarına tahammül etmek zor ama n’pacaksın işte her tavuk aynı değil, bazıları can acıtmaya çalışırken bazıları acıyan yerlerini sarar. Diye teselli ettim kendimi..hala teselli ediyorum , düşünüyorum neden böyle diye ?
Yaaa işte böyle… Ben kimsenin tavuğuna kışt demem. Yumurtasına karışmam. Ne istiyorsun benim yumurtamdan kardeşim? Derdimiz ne? Herkes kendi çöplüğünde işte… Diye hönkürmek geliyor bazen içimden… Bende hönküremiyor yazıyorum işte, yazarak hönkürmek diyelim.
Bir not daha, sevgili tavuklar; size kışt desin demesin kimseye zarar vermek için yumurtasıyla , kendisiyle uğraşmayın.sonra o tavuklar höküre hönküre ağlayamıyorlar , yazabilende yazıyor işte!!!



13 Nisan 2015 Pazartesi

VAZGEÇTİM

Düşüncelerimi net ve açık bir ifade ile nasıl aktaracağımı bilemiyorum. Beni buraya gelmemi sağlayan şeyler bana göre çok ağır bazen ise aslında boşuna düşündüğümü düşünüyorum ama yazmak istiyorum.
Bir gün gelip bunlarda olmuş be diyebilmek ya da benim gibi hissetmiş insanlara yalnız olmadıklarını hissettirebilmek istiyorum. Bazen de keşke kimse böyle hissetmese yalnızca ben feda olmuş olsam diye düşünmüyor değilim.
Vazgeçtim…
İnsanlarla uğraşmayı özellikle ifade ettiğimi anlamayan insanlarla uğraşmaktan vazgeçtim. Yazmayacağım. Boş vereceğim. Gittiği yere kadar diyeceğim.

Hayat böyle deyip vazgeçeceğim.

11 Nisan 2015 Cumartesi

SAHİDEN

Yazsam gider mi yüreğimdeki çırpınan kuş? Yazsam gider mi göğsümün ortasında tıkanıp kalan nefes? Yazsam gelir mi o akşam gelen kelimeler? Bir bir döner mi beynim de? Oturur sohbet ederler mi benimle? 

9 Nisan 2015 Perşembe

GÜN BİLDİRİMİ

Yaklaşık 3975 gündür aynı iş yerinde çalışıyorum. Bir gün hasta olup rapor almaya gitmişliğim yoktur. Bunu zaten sağlık alanında çalışıyor olmama bağlayabilirsiniz. Zaruri doğum izni ya da yatak istirahatı dışında hiç rapor alıp işe gelmemişliğim yoktur. Siz bunu ister iş aşkı deyin ister zorunlu deyin isterseniz ne derseniz deyin. 
Şuraya gelip de ben bugün işe gitmedim, sınavı kaçırdım rapor yazacaksanız muayene olayım deyip, yalandan kıvranan sahiden burnu akan insanlara kıl oluyorum.Rapor yazacaksanız ne demek ya? Hastaysan hastasın kardeşim, ciddiyeti ne bozuyorsun ?
Artık biz mi fazla dürüstüz, maşallah şeflerimiz mi anlayışlı yoksa onlarda dürüstlüğümüzün farkında bilemiyorum? Gerisi size kalmış.