30 Ekim 2015 Cuma

Etkili mi yetkili mi ?


Bir dikiş makinem var. Duyamayan kaldı mı bilmiyorum ama o dikiş makinesi bozuldu. bir zamanlar alabilmek için türlü göbek attığım, Cemo ‘yu ikna edebilmek için gerçekten o bin dereden bin ibrik su getirdiğim bir dikiş makinesi.
Adı Vasviye onun adını ben koydum. Evin en hamaratı! Benden çok çalışır. Güzel modeller çıkarır. Vasviye adını bir gün yeşil Vespa alırsam ona da vereceğim. Lakin bin dereden bin ibrik getirmek Cemo yu ikna etmeme yardım ederse!
İşte o makine bozulduğunda servisi aradım. 50 tl servis bedeli üstüne ek olarak parça parası, getir götür eklediler. Küçük yerlerde bu iş kolay da, büyük yerlerde çalış git gel sıkıntı. Biraz düşündüm taşındım. Pazarda bir dükkânda tamirci tabelası görmüştüm aklıma geldi.
Evin reisi ‘Yıllardır o adam orda.’ deyince,’ Makineyi ona götüreyim.’ dedim. Dükkânı buldum evin iki sokak altında, telefon numarasını aldım. ‘Tatildeyim’ dedi. Geleceği zamanı söyledi. Evin reisi yine ısrar etti. İstersen servise götürürüm diye ‘Olmaz’ dedim. Madem küçük esnaf kazanacak, büyük marketlere gitmiyoruz. Küçük esnafa vereceğiz o parayı. Büyükler zaten büyük bir de burunlarında kıl aldırmıyorlar.
Bir Pazar yine dikmeye çalıştığım ama Vasviye ‘nin sinirimi bozduğu bir Pazar günü dükkâna gittim. ‘Amca yeter artık ne zaman geleceksin.’dedim. ‘Geliyorum yoldayım ne oldu? ‘dedi. Meğer eve dönüyormuş. Ertesi gün koşa koşa götürdüm makineyi.
Kapıdan girdim. Benim dikiş makinem bozuk dedim. Otur soluklan dedi. Anlat bakalım nesi var dedi. Anlattım. Kutusundan çıkartıp makineyi güzelce tamir masasına yerleştirdi. Ben bir bakayım bekle dedi. Bekledim. Adın ne senin dedi. Semra dedim. Semra bu makineyi ben biraz adam edeyim, sen bana numaranı ver. Ben seni ararım dedi. Bende ben ararım amca sen zahmet etme dedim. Ya ver numaranı benim işim bu, iş bitince haber veririm dedi.
Durur muyum? Ertesi gün amcayı aradım makinenin hazır olduğunu öğrendim. Akşam gittim hazır mı amca? Dedim hazır dedi. Kutusuna koyup üstüne, ismimi bedelini yazmış. Tamam, amca sağ ol dedim. Aldım kutuyu verdim parayı gidiyorum. Nereye? dedi. Yapılmadı mı? Diye sordum. Yaptım dedi. Boş boş bakınca; geç otur aç makineyi dik bakalım görelim dedi.
Masaya koydum sakince fişi prize taktı. Vasviye ye benden daha iyi davranıyordu. Kendi dikti iğne geçişlerini gösterdi. Sen bunu çok yormuşsun bunlar nazik alet, eski makineler değil. Plastik bunlar, nazik davran dedi.
Ve ben neredeyse 7 yıldır kullandığım makinenin ip geçirişlerini yanlış yaptığımı öğrendim. Ya amca ben nasıl dikiyordum böyle peki? Diye sordum bak şoför iyi olursa araba kazasız belasız gider dedi. Sen tek tük yapmışsındır dedi. Evet dediği gibi zorlanarak dikiyordum. Vasviye yi kutusuna güzelce yerleştirdi ve elime verdi. Hadi bakalım şimdi gidebilirsin dedi.
40 tl ödedim. Garantisi var mı? Yok . bir daha bozulabilir mi? Bozulur. Ama amca düzgün yaptı ben eminim. Eğer servise verseydim yaptık deyip elime vereceklerdi. Bende olmuş diye alıp gelecektim. Yetkili servis derken bence etkili servis demeliler. İşin ehli tamirci amcalar çok yaşasın. Ve onlara verdiğiniz paraya acımayın.
Cemo mesela babası onbir yaşında ölünce, abisi elektrikçi olacak bu da sucu olsun bari deyip tesisatçı yanına vermişler. Size garanti veremem iyi tesisatçıdır diye. Bizim evdeki musluklar akıyor çünkü. Şimdi Cemo sen musluk kapatamıyorsun diyecek. Hiç okul okumamış. Evlendikten sonra kalfalığı ustalığı aldı. Birde üstüne üniversite ekledi.
Mesleğiyle ilgili değil ama adamlarda onu teknik servis elemanı yaptılar. Sırf üniversite okuduğu için. Meslek becerisi konusunda bir şey söyleyemem, bana kalsa dünyanın en becerikli projecisi ama adamlar onun diplomasıyla aldılar işe, şimdi evet işi iyi biliyor ama oturduğu yerden çalışıyor.
İşte sistem böyle o diploman varsa her yerdesin ama o diploma yoksa aslında sen hiçbir şeysin…
Ben öyle düşünmüyorum. Yetkiye değil etkiye bakarım.
Amcanın adını bilmiyorum. Yalnız orada 96 model 72000 de sıfır bir kartalı olduğunu öğrendim. Cemo benim kadar hayran kaldı mı acaba?




29 Ekim 2015 Perşembe

Isparta, Adana ve Balıkesir de Gelecek Turizmde dedi!


Seyahat ederken hepimiz gittiğimiz yörenin doğasını, kültürünü hissetmek, el emeklerinden satın almak, yerel lezzetlerini tatmak isteriz.


Eko turizm, kırsal turizm, kültür turizmi, gastronomi turizmi gibi farklı sürdürülebilir turizm çeşitleri ile hem biz farklı deneyimler yaşarız hem de yerel halkın ekonomisine katkıda bulunmuş oluruz. 


İşte bu sebeple Anadolu Efes, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 8 sene önce bir araya gelerek "Gelecek Turizmde" dedi ve sürdürülebilir turizm için çalışmaya başladı.




Doğu Anadolu Bölgesi’nde 5 yıl boyunca başarılı modeller yaratan Gelecek Turizmde projesi kapsamında 2013 yılından bu yana 6 farklı sürdürülebilir turizm fikri desteklendi. Bursa'nın Misi Köyü'nde Misili kadınlar yerel lezzetleri ve geleneksel el sanatlarını turistlere sunmaya başladı. Safranbolu esnafıyla Karabük Üniversitesi el ele verdi, Safranbolu’ya özgü hediyelik eşyalar yaratmak için kolları sıvadı. Mardinli kadınlar tamamen kendi emekleriyle eski bir Mardin evini misafirperverliğin kitabını yazan bir pansiyona çevirdi. Şanlıurfa’da Göbeklitepe halkı, yok olmaya yüz tutmuş taş işçiliği sanatını yeniden canlandırmak için harekete geçti. Seferihisarlı kadınlar yerel lezzetlerini turistik bir deneyime çevirdi. Malatya Battalgazililer ise Arslantepe Höyüğü’nü tanıtmak için çalışmalarını hızlandırdı.



%100 Misia Projesi – İpekevi dokuma atölyesi – Misi Köyü / Bursa



Safranbolu Hatırası Projesi – Hediyelik eşyalar



Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı Projesi – Yöresel ürünler - Seferhisar/İzmir



Mardin’de Kadın Liderliğinde Sürdürülebilir Turizm Girişimlerinin Yaratılması Projesi – İpekyolu Misafir Evi 


Yeni dönemde ise bu altı projeye üç yeni proje daha katıldı. Adana Saimbeyli’de kelebek gözlemi projesiyle, Isparta Keçiborlu’da lavanta ile kırsal turizme sağlanan katkıyla, Balıkesir Edremit’te ise yöreye özgü yemekler ile gelişen gastronomi turizmiyle Gelecek Turizmde yolculuğu devam ediyor.



 


 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

27 Ekim 2015 Salı

BENDE BİR ANORMALLİK VAR

Bu sabah olduğundan biraz daha erken kalktım. Daha erken kızımı ve daha da erken eşimi uyandırdım. Son zamanlarda bir yudumda olsa kızımın yediği kahvaltı sofrasını hazırlayamıyorum.

Eşim biraz atıştırıp, 6.30 da evden çıktı. Kızımda hazırlandı. Bende bir elma ile kahvaltıyı yaptım. Saat 7.15 de okulda olması gerekiyor. Bak perdeyi açalım güneşin doğuşunu seyredelim dedim. Dışarısı zifiri karanlık! Saat 7.45, okula gitmek için erken en azından az aydınlık olsa diye düşünüp az kestirmeye karar verdik ve 15 dk koyun koyuna yattık.

7.03, evden çıktık. Hafif aydınlık, kızım çok erken çıktığımızı söylüyor. Herkes yola düşmüş hâlbuki… Pastanelerden sabah beslenmeleri için ellerine poğaça alınan çocuklar, aman hepsini ye diyen anneler, gözlerini açmış ama beyni uyuyan çocuklar. Daha günün aydınlandığını anlamadan okula gidiyorlar.

Geçen yılda böyleydi. İlkokulun 1. Ve 2. Sınıfına öğlenci olarak giden kızım, bana da beslenmesini hazırlayamayan, akşam derslerle boğuşup sabah uykuda yavrusunu bırakan, çalışan- yetersiz anne hissiyatını veriyordu.

3. sınıfa başladığında sabahçı olacağını duyduğumda sevinmiştim. Ne güzel çocuğunu okula bırakan, beslenmesini hazırlayan, kendini muhteşem hisseden anne olacaktım. İyi pok yemişim. Halt etmişim.

Hiç öyle tozpembe değil. Sabahın köründe okula çocuğu bırakmak, uykundan gözünü açamayan çocuğa bir yudum bile yedirememek. Bir süre sonra erken(normal olmayan erken!) kalkmanın eziyet olduğunu gördük.

İşte bunları yaşamışken ve yaşarken, sabah kargalar pokunu yemeden okula giderken düşündüm. Yolda çocuklarının ellerinden tutmuş ebeveynleri görünce, ‘Bu kadar insan anormal de bir normal ben miyim ?’ dedim kendi kendime…

Demek ki insanlar yaşadıklarını kanıksamış ve normal geliyor. Ya da çaresizlik öyle işlemiş ki bizlere ne olursa olsun aman işim yürüsün diyoruz.

Psikolojik olarak kargalar pokunu yemeden okula giden velilerinde çocukların da etkileneceğini bilmek için sanırım psikolog olmaya gerek yok.

İstanbul’un göbeğinde yaşadığımı, Fatih in fethetmek için uğraştığı bu topraklarda, bu şekilde yaşamanın ne kadar zor olduğunu belirtmemde yarar var. Belkide buralardan gidelim diye bu standartlar, olamaz mı?

Ya bakmayın benim yazdıklarıma bende kesin bir anormallik var.

26 Ekim 2015 Pazartesi

Gelecek Turizmde ile sürdürülebilir turizmin geleceğini yazacak üç yeni proje belli oldu!


Seyahat ederken hepimiz gittiğimiz yörenin doğasını, kültürünü hissetmek, el emeklerinden satın almak, yerel lezzetlerini tatmak isteriz.


Eko turizm, kırsal turizm, kültür turizmi, gastronomi turizmi gibi farklı sürdürülebilir turizm çeşitleri ile hem biz farklı deneyimler yaşarız hem de yerel halkın ekonomisine katkıda bulunmuş oluruz. 


İşte bu sebeple Anadolu Efes, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 8 sene önce bir araya gelerek "Gelecek Turizmde" dedi ve sürdürülebilir turizm için çalışmaya başladı.


Doğu Anadolu Bölgesi’nde 5 yıl boyunca başarılı modeller yaratan Gelecek Turizmde projesi kapsamında 2013 yılından bu yana 6 farklı sürdürülebilir turizm fikri desteklendi. Bursa'nın Misi Köyü'nde Misili kadınlar yerel lezzetleri ve geleneksel el sanatlarını turistlere sunmaya başladı. Safranbolu esnafıyla Karabük Üniversitesi el ele verdi, Safranbolu’ya özgü hediyelik eşyalar yaratmak için kolları sıvadı. Mardinli kadınlar tamamen kendi emekleriyle eski bir Mardin evini misafirperverliğin kitabını yazan bir pansiyona çevirdi. Şanlıurfa’da Göbeklitepe halkı, yok olmaya yüz tutmuş taş işçiliği sanatını yeniden canlandırmak için harekete geçti. Seferihisarlı kadınlar yerel lezzetlerini turistik bir deneyime çevirdi. Malatya Battalgazililer ise Arslantepe Höyüğü’nü tanıtmak için çalışmalarını hızlandırdı.



%100 Misia Projesi – İpekevi dokuma atölyesi – Misi Köyü / Bursa



Safranbolu Hatırası Projesi – Hediyelik eşyalar



Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı Projesi – Yöresel ürünler - Seferhisar/İzmir



Mardin’de Kadın Liderliğinde Sürdürülebilir Turizm Girişimlerinin Yaratılması Projesi – İpekyolu Misafir Evi 


Yeni dönemde ise bu altı projeye üç yeni proje daha katıldı. Adana Saimbeyli’de kelebek gözlemi projesiyle, Isparta Keçiborlu’da lavanta ile kırsal turizme sağlanan katkıyla, Balıkesir Edremit’te ise yöreye özgü yemekler ile gelişen gastronomi turizmiyle Gelecek Turizmde yolculuğu devam ediyor.



 


 

Bir boomads advertorial içeriğidir.




16 Ekim 2015 Cuma

Mutluluk verici bir olay yaşadığında insanlar önce ayrıntılarına girmeye çalışıyorlar. Geleceğin ve anın hakkında sorular sorup senin planlar yapıp yapmadığını merak ediyorlar. Ya da yaptığın işi neden yapıp, yapmadığını sorguluyorlar.

Üzüntülü durumlar içinde aynısı geçerli. Sebepleri nedenleri öğrenmek sonrası düşünmek hep bizim genlerimizde var.

İşin fıtratından eşeği sağlam kazığa bağlamak olsa da, gelecek hakkında kaygı duymak ve başkasının geleceği hakkında sorular sormak anın üzüntü ve mutluluğunu yaşatmıyor.


Yarın ne olacağını kimse bilmiyor. Bu yüzden yarını sorgulamak mantıksız... Gelecek öngörülerinde bulunmak , falcılık yapmak moral bozmaktan başka bir şey değil.

9 Ekim 2015 Cuma

İKİ UCU

Birkaç gündür yazmaya çalıştığım bir konu vardı. Bir türlü yazının sonunu getiremedim. Geçenlerde Brüksel de konuşma yapan Cumhurbaşkanının sahilden mülteci topladığını ifade eden sözündeki ‘topladık ‘kısmına ‘Elma armut mu topluyorsun be adam.’ diyecektim.
Diksiyonun ve hitap şeklinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak niyetindeydim. Bu yazımdan anladığınız üzere beceremedim.
Sonra bir habere denk geldim seçime kadar çatışmasızlıkla ilgiliydi. siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum. Ben bu çatışmaların Kürtlerinde Türklerinde canına okuduğunu, siyasi manevralarla karınlarını doyurmaya çalışanların gül gibi yaşayıp gittiğini düşünüyorum. Bu çok genel geçer bir tavır ama asıl merak ettiğim. Koalisyon kurmayı beceremeyen yüksek oyu alan siyasi parti tek başına hükümet kurunca bunu halledebiliyorsa şimdi neden halletmiyor. Ya da sonuç yine aynı çıkarsa siz birbirinizi yiyecekseniz, neden barış sürecini yaptınız.
13 yıldır kendi başınıza kurduğunuz hükümetle yapamadığınızı bize bir 7- 8 yıl daha vaad ederek mi yapmayı planlıyorsunuz. Derdiniz ne? Herkesin istediği olunca sorun bitirecek mi? Sonuç kendinizin lehine olurken halkın aleyhine veya lehine olacak ne?
30 yıldır bu ülkede halkın çocukları ölüyor. Asker PKK ile işbirlikçi dediniz ardından kandırıldık dediniz. Döndünüz değil dediniz. Biz kardeşiz dediniz, elele şarkı söylediniz. Şimdi ne oldu neyin kavgası bu ? Neden hala kaybediyorum, sen neyi kazanıyorsun?
Ne bileyim ya soru sorarsan iki ucu b…u değnek.

7 Ekim 2015 Çarşamba

SON ZAMANLARDA

Aslında bambaşka şeyler yazmayı planlıyorum. Hayatım planladığım gibi gitmiyor bu yazıda planlanmış bir yazı değil. Ne diyelim biz planlar yaparken başımıza gelenlerin bütünüdür, hayat dediğimiz şey…
Son zamanlarda havaların soğumasıyla evdeki planlarda da değişiklik oluyor. Haliyle daha disiplinize bir hayata başladık. Sabahın köründe kalkan ben, son günlerde bu işin bir sürü işle pekişmesinden pek rahatsızım. Ben keyifle kalkıp çayımı koyup kitabımı okuyup işe gitmeyi planlarken, alelacele çayı koyup masada kahvaltı hazırlanıyor el yüz yıkama, çocuk uyandırma, ekmek kızartma, beslenme hazırlama, yüz yıkama kontrolü yapma ve çen çen çene çalma halindeyim.
Saçını beğenmeyen, ayakkabısını bağlamaya özen göstermediğimi düşünen, kahvaltı etmeyen , beslenmesi için direktifler veren var.
Ne yazik ki konumuz bu değil. Anneliğin, eşliğin yanında birde kendi kimliğim var. Evet o kimlikte iki tane ve başımdan geçmeyen kalmadı neredeyse…

Yazıları yazar, taslaklarda tutarken hayat akıyor. İnanın yaşlılık günlerin nasıl geçtiğini anlamamak başka hiçbir şey değil.
         Yarın kaldığımz yerden bambaşka bir konuyla devam edeceğiz inşallah... 

5 Ekim 2015 Pazartesi

Gibi

Başkalarının yaşamlarını eleştirmeyi iş edinmiş insanlar var. Tek işleri başlarının yaşamlarını eleştirmek, kendi üstünlüklerini güç gibi göstermek, üstün zannetme gibi…
Doğrularıyla yanlışlarıyla herkes eşittir. Herkesin yanlışı doğrusu, varlığı yokluğu kendinedir. Davranışını, yaşam biçimini kendine uyumlu bulmadığın, sana zarar veren kişiyle görüşmezsin olur biter.
Yoksa geri kalanı herkesin kendi işi gücü, evi barkı, karısı kocası, çoluğu çocuğudur. Doğru bildiğini söyle, yorumlama,bir şey olabilirsin ama kendini bir şey sanmak farklı şeydir.Birey olarak saygıya layıksın ama saygısızlığı kendine iş edinme!

2 Ekim 2015 Cuma

RAHAT iŞEYEN MUHALİF

Dün, muayene olmak Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittim. Fındıkzade ye güzel bir poliklinik binası kurulmuş. Eskiden devlet öğrenci yurduydu. Yeni açılmış olduğu için gayet bakımlı. Randevum 8.20de idi, 8.00 da hastanede oldum, sıram 9.00 da geldi. Muayene oldum, doktorum birkaç test istedi.
Bina gayet donanımlı, beş katlı, asansörü var. Birinci katta bulunan laboratuar gayet bulunabilir ve konforlu. laboratuvardan barkod ve tüplerimi aldım. Tam ortopedik kan alma masasında üç tüp kan verdim. Ardından idrar vermek için kan alma bölümünün karşısındaki odaya gittim. İdrar bardağını verdiler.
Elimde idrar bardağı laboratuarın yakınında tuvalet aradım yoktu. Biraz daha meydanda ve bekleme sandalyelerinin karşısında idi. Girdim. Kapı kilitleniyordu kilitledim. Klozet vardı. Benim anlamadığım umumi yerlerde neden klozet var. Sağlık açısından riskli, ayrıca yaşlılar için iyi olabilir ama tamamen mikrop yuvası. Neyse kâğıt sabun vardı ve pis sayılmazdı. İdrarı verdim.
İdrarı verdikten sonra, bir idrar daha vermem gerektiğini ve bunun analizi için Samatya Hastanesi Merkez Binasına gitmem gerektiğini söylediler. Bugüne bıraktım. Aklımda sarı bina ve birinci kat vardı. Sabah kızımı okula bırakır bırakmaz gittim
.
Sarı bina birinci kat polikliniklere aitmiş. Bir sarı bina üst tarafta varmış. Gittim. Memur saat8.00 olmadan görevinin başındaydı müsait olup olmadığını sordum ve müsait olduğunu söyledi. Elime bir bardak ve nasıl tahlili vermem gerektiğini anlatıp tuvaletin patolojide olduğunu, patolojinin de 100 metre ileride olduğunu söyledi.
Gittim kapıda ‘Tuvalet temizleniyor, acilinkini kullanın.’ Yazıyordu. Oradan aşağıya inip, güvenlik görevlisine sordum. İlk gittiğim polikliniklerin bulunduğu yerde bulabileceğimi, acilin uzak olduğunu öğrendiğimde- ki biliyordum-yüzümde güller açtı.
Polikliniklerin olduğu kısma, ikinci kata çıktım. Tuvaleti buldum. Yuppi biri alafranga, biri alaturka olan iki tuvalet vardı. tabiî ki seçimim alaturkadan yanaydı. İdrarın bardağı elimde, görevlinin talimatları kafamdaydı. Peçeteler ve el deterjanı vardı, henüz laboratuar başlamadığından temiz sayılırdı.
Tuvaletin kapısından girdim, kapının arkasındaki askılığa çantamı astım. Kapıyı ittim, kapı kilitlenmiyordu. Diğerine bakmadım. Bardağı görevlinin istediği hale getirdiğim gibi, tekrar en başa döndüm. sağ salim teslim edip haftaya perşembeye randevumu aldım.
Şimdi arkadaşlar, bu yazı nereden çıktı diyebilirsiniz. Muhalifsin dediklerinizin bir de yaşadıkları gördükleri ve kendilerince yorumladıkları var.
İyi gördüklerimizi de, kötü gördüklerimizi de söyleyeceğiz ki bir şeyler değişebilsin. Allah kimseyi düşürmesin ama hizmet almak herkesin hakkı. Bu yaptığım işlemi özürlü, hamile ve yaşlı birinin yaptığını düşünün. Zor değil mi? Hastane içerisinde ring atmak kolay mı?
Ha birde ben bu işlemi kendi çalıştığım yerde beş dakikada halledebilirdim. Ama işte iş böyle değil. Madem sigorta diye bir sistem var ben sistemi sonuna kadar hakkımca ve adilce kullanabilmeliyim.
Eve özel sigortamda var. İdrar parasının 3-5 katını verseniz WC yi altınıza getirirler. İş öyle değil. Ben devletime vergi veriyorsam hizmetimi de tam isterim. Ki vergi vermesem bile hizmet eşit bir şekilde her vatandaşın hakkıdır.
Birde aman canım eskileri bilmiyor musun şükret buna diyenler var. Onlara cevap vereyim. Yavrum ben konuşurken yapılan icraatlara bakarım.Millenyum çağında olduğumuz unutma.
Size iyi haber vereyim. Laboratuar da numuneleri alan beye bunun ne zamandır böyle olduğunu sordum. Yeni olan bir şey olmadığını söyledi ama kesin uyarı(ültimatom dedi) vermişler yakın zamanda alt kata tuvalet yapacaklarmış.
Allah kimseyi düşürmesin ama bir düşersek değiştiğini görürüz inşallah. Rahat işeyebilecek, kilidi olan bir tuvaleti devletimizin hastanesinde bulabilelim de bak gör medeniyet nasıl gelişir o zaman!
Sen gördüklerini ben gördüklerimi yazmazsam her şey iyiye gidiyor demek değildir.sen istediğini ben istediğimi söyleyemiyorsam, her şey iyiye gidiyor demek değildir.
Hayırlı cumalar Müslüman kardeşlerim , işçinin sigortasını yatıran , vergisini kaçırmayan, başkasının torpiliyle devlete işe girmeyen, tüm Müslüman kardeşlerimin Cuma mübarekini diler, kolaylıklar dilerim.