27 Kasım 2015 Cuma

16. Hafta

16. Haftanın içerisinde olup gaz, şişkinlik ve hareket etme zorluğu çekilen günlerden yazıyorum. Doğduğunda o da bu kadar gazlı olursa mahvoldum demektir. İyi düşünelim iyi olsun. Di mi yaa …
Çaktırmayın bu işin ciddiyetinden korkmaya başladım. Bendeki ciddiyetsizliğe de bir baksana doğuracağım ben ya içimde kalmayacak yani…
Her şey bir yana henüz doktor bulabilmiş değilim. İlk doğumum devlet hastanesinde yapmıştım. Erken doğum sebebiyle sezeryan olmuştum. O zamanlar ‘En kötü devlet hastanesi özel hastaneden iyidir.’ diye düşünüyordum şimdilerde ise bir kaç ziyaretten sonra fikrim değişti.
Doktor ve hastane bulmalıyım. Bakalım, sonuç ne olacak?
Down hastalık tablosu testi normal sınırlarda çıktı. Demir ilacını değiştirdim. Sindirim problemlerim bitmedi ama daha rahatım. Yemek yeme isteğim azaldı. Uykuya çok meyilliyim.
Baby nest diye bir şey duydum bebek yatağı imiş. Sadece ilk üç ay kullanabileceği bir bebek yatağıymış. Evdeki kumaşlardan denemek istiyorum ama henüz fikir aşamasında...
Henüz zaten büyük olan ama gebeliğin çok belli olmadığı bir karnım var. Midem bebekten daha büyük çünkü sindirim sıkıntısını hala atamadım.

Bir 16. Haftayı bitirip 17.haftanın başlangıcı yazısının sonundasınız.

17 Kasım 2015 Salı

15.Hafta

Cümlenin başını nasıl başlayacağını bilemiyor insan… tatataamm 14. Haftanın haberlerini veriyorum.  Büyümeye devam eden fasulye artık fasulyelikten çıkıyor. 2. Trimistere ise merhaba diyoruz.
2’li tarama testimiz normal sınırlarda. Anne adayımız ise daha ne olduğunun farkında değil. Farkına vardığımda iş işten geçmiş olmaz umarım. Dikkatsiz hareket ediyorum. Ani hareketlerde bulunuyorum. Yatakta dönerken bile kendimi yatağa vura vura dönüyorum. Sonra kendime geliyorum.
Genel olarak bulantı ve halsizliğim yok. Yürüyüşlere tekrar başladım. Yemek en büyük zevkim. Canım ne çekerse Allah ne verdiyse oluyor. Akşam menüsü annemin tarhana çorbası ve boolll limonlu lahana salatası oluyor.
Aşeriyorum, annemin tarhanasını, lahana salatasını birde ayva reçelini… Aslında besinsel olarak aşerdiklerim bunlar, biraz tuhaf gelecek ama ben anneannemin evinin kokusunu aşeriyorum. teyzelerimin ve annelerimin evi tadilatla yenilendi kokuları değişti. Bir tek anneannemin evi değişmedi ve onun kokusu bildiğim çocukluğumun kokusu…
Tam kadın doğuma hasta alıyorum, yada Gacet’ı çağırmaya gidiyorum. Kokusu burnumda tütüveriyor. Annem iki ava yollamış bozulana kadar kokladım neredeyse… Çünkü ayva anneannemin ayvası ve anneannem kokuyor.
Literatürde böyle bir şey yoksa geçsin lütfen. ben anneannemin evinin kokusunu aşeriyorum.
Bu yazıyı yazmaya başladığımda 14. Haftanın başıydı. Bak birkaç gün sonra 15. Haftaya başlayacağız… ben hala aldığım kilolar, kustuğum sabahlar dışında hamileliğimin farkında değilim.

Bu fasulye büyüyor yahu ve bu iş ciddiye gidiyor…

12 Kasım 2015 Perşembe

BİLİR DİŞİ , ACABA


Bir öğretmenimiz vardı. Aslında mevzuyu tam olarak hatırlamıyorum, bu öğretmen lise yıllarında efsane olup, dersimize de girmemiş olabilir. Sınavda kitap açabilmenin serbest olduğu sınav yapar(mış)dı.
Başıma da gelmişti sanırım ‘Alın çocuklar bunlar sorularınız, kitaplarınızı kaldırmanıza gerek yok, istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.’ demişti. Sanki öyleydi de ben soruların cevaplarını bulamamıştım. Hatırlayan bilen eden ve bu yazıyı okuyan arkadaşlar varsa lütfen yazsınlar.
İşte efenim bizim evde de 4. Sınıfa giden ve sistemdeki baltaların en iyi sapı olması gerektiği konusunda babasıyla bir türlü hemfikir olamadığımız, olduğu gibi mi bıraksam yoksa sistem ne istiyorsa onu versek deyip kafa karışıklığı yaşadığımız bir kızımız var.
Meb bu sistemi daha oturtamamışken  ve hala aynı düşünüyorum valla 20 yıl önce benim zamanımda sistem daha iyiydi. Balığın kavak ağacına çıkmasını bekleyen, ucundan azıcık gösterip gerisindeki karmaşıklığı sorgulaması gerektiğini öğretmeden soran bir sistem var.
Bu siteme artık insanlar özel okullarda çocuklarını yetiştiriyor da bizim paramız ona yetmiyor. Yetse n’pardım ? Onu da çok sorguluyorum ya! En azından etütlü okula gönderseydim diye başımın etini yiyorum. Kanım doyduğunda-artık takatim kalmadığında- kendimi rahat bırakıyorum.
İşte bu sitemin balığı mı diyelim yoksa baltanın en iyi sapı olma mücadelesinde ki yavrumuz diyelim bilemedim.3 yıldır layliloylom yaşadığı okul hayatının ciddiyeti ile karşılaştı. Sistem sınava sokuyor, notlar sisteme, sitemde karneye sonraki okul hayatı boyunca yüzleşeceği notlarrr bunlar…
Bu hafta sınavları olduğu için çalışması gerekli. Bende konularına göre sorular hazırlayıp veriyor çözmesini istiyor yanlış çözdüklerini işaretleyip tekrar kontrol etmesini istiyorum.

Bunları yazarken annem aklıma geldi. Bir gün bile sınavım olduğunu bilmeden okudum. Bazen ‘Bana ne ya, ne yaparsa yapsın…’ derim bazen de dedemin iki yarım ekmekle bir bütün ekmeği kıyaslattığı günler geliyor aklıma, işte o zaman bende destek olmalıyım diye düşünüyorum.
Soruları çözemediği eksik olduğu yerlerde evin bilir dişisi ben oluyorum. Mutfaktayım salondan ses ‘Anne o,bu, şu neydi?’ diye geliyor. Bende bilmiyorum ki!!! İşi bırakıp gidiyorum bakmaya, hadi anlat, hadi başa sar…
Sonra işte o öğretmenimiz aklıma geldi. İçimden ‘Uleeeyn ben bu evin bilir dişisi miyim?’ dedim. Bizim balta sapı adayına ‘Bak bu defter, bu kitap, bu bilgisayar, bilmediğin soruyu bak araştır öğren.’dedim.

Bizim zamanımızda kütüphane ilçedeydi araştırmak için kütüphaneye gitmek zordu. Şimdi imkânlar parmakların iki tık ötesinde, karışan görüşen yok daha ne?
Demek ki öğretmenimiz de ‘Zaten bu konuyu araştırıp, nasıl bulacağını bilen, çözmeyi de bilir.’ diye düşünüyordu. Biraz aşağılayıcı bir tutum gibi görülebilir ama bizde gelecek vaat etmiyormuşuz demek ki…
Jacgues Ranciere Cahil Hoca isimli kitabın özetle bunu söylüyormuş aslında…Öğrenmek isteyen karşısında bilgini değil; cahilin oynanması gerektiği yönünde bir mesaj veriyormuş.
İşe yarıyor mu? Derseniz şimdilik evet, tabi öğrenme isteği olmazsa olmaz. Ben bilir dişi olmaktan tamamen kurtulduğumda daha çok sevineceğim. İçimde de acaba sorusu her annede olduğu miktarda hep olacak…

6 Kasım 2015 Cuma

Bu Fasulye - 13. hafta

Aslında insan çoğu zaman ne yazacağını bilemiyor. Bilemiyor ya da aklına ne yazacağı konusunda bir fikir gelmiyor ya da yazılanların devamı gelmiyor.
Kısacası 32 yaşındayım ve 13 haftalık gebeyim. Bu süreci yazıp yazmamakta kararsızdım. Evde yazabilirim diye düşündüm, yazıp yazmamamın gerekliliği hakkında düşündüm, yazmaya karar verdim.
İlk başlarda şaşırıp bu işin nasıl sonlanacağını merak edenler olsa da biz zaten ikinci bebeğin hayatımıza katma kararını çoktan vermiştik. Çoğul konuşmamam gerekli ben karar vermiştim.
Öğrendiğimde önce kimseye söylememeye niyetliydim. 10. Haftaya gelene kadar da öyle yaptım. Sessizce kontrollerimi yaptırdım, testlerimi verdim. Kimsenin ruhu duymadı.
Anne baba olarak bildik. Sonrada bizim Fasulye’nin ablasına, daha sonra fazla gürültü etti. Herkesin bilmesi gerekti.
Fazla kilo almam, sürekli sakat at yeme isteğim dışında bir sıkıntım yok. İleride en büyük sıkıntı da fazla kilolarım olacak…
Evdekilerin aman eğilme, uzanma şunu yapma, bunu yapma demesinden pek bir mutluyum. Tembellik ile gelen kilolar diyelim. Bazen bu Fasulyeyi bu kadar neden beklemişim yahu? Diye sormadan edemiyorum.
Süreci oluruna bıraktım şimdilik. Yarını düşünemeden gebeliğin tadını çıkarmaya bakıyorum. bu arada ikili tarama testini yaptırdım. Sonuç henüz belli değil.

Zaman akıyor, hayat devam ediyor. Bu Fasulye henüz 13 haftalık ve merakla bekleniyor.

4 Kasım 2015 Çarşamba

GÖRÜLMEYEN GERÇEKLER

11 Yılı geçti bu klinikte çalışmaya başlayalı…11 yıldır hep aynı yoldan geçerek eve gidiyorum. Aksaray’ın arka sokaklarından eve yürürüm. Hep aynı yaşlı teyze yıllardır orada dilenir.
İlk geçmeye başladığımda bana hayırlı kısmetler diliyordu. Sonra gebeliğimi gördü sağlıklı evlat diledi, sonra hayırlı evlat, sonra sağlık, sonra para diledi. O diledi ben para vermedim.
Bilmem kaçıncı senede teyze ‘Bir kerede para ver be amma cimrisin!!!’ diyerek sitem etti. Yani ne kadar sitem ederse etsin vermeyecektim zaten…
İşte aşağıda görünen kişi de kliniğimize gebe eşini getirip Suriyeli, mağdur olduğunu söylemiş, sekreterle didişip cebinden bir tomar para arasından 50 lira muayene ücretini vermiş,çok iyi Türkçe konuşan bir dilencidir.
Birkaç kez dışarıda karşılaştık. ‘Abla senden istemiyorum sen geç…’ diye söylendi. Şimdi Aksaray’ın arka sokaklarını mesken edinmiş. Buyur buradan geç diyor. Beddua da dua da etmiyor.
Yani gördüğünüz her şey gerçek değil. Zaten gerçekten ihtiyacı olan utancından söyleyemez. Bu kadar da arsız olmaz. Bu fotoğrafta yüzünü gizlemesinin sebebi de utancı ya da yakalanacağı değil. Iphone 6 olmadığı için… Ciddiyim, çok ciddiyim…